Yalnız kalmayacaktı Mercure1, Amsterdam’ın puslu ve bir o kadar da büyülü ufkunda belirdiğinde; yalnızlığın kendisini hangi girdaplara sürükleyeceğini bilmiş olmalıydı. O, labirentlerin içinde, tutkularının tutsaklığında, kaybolmak istemeyecekti. Freud’a da Lacan’a da henüz vardır, ama biliyordu Mercure, narsisizmin eninde sonunda –Tanrı bile olsa- varlığı hangi bunalımlara sürükleyeceğini; cehennemin alevlerinde nasıl yavaşça yitileceğini.

Bugünün dünyasının en güçlü kişisinin yaptığı açıklamaların, yürürlüğe koyduğu veya koymayı planladığı politikaların, tüm insan toplumlarının ötesinde diğer canlı türlerini de derinden etkileyeceğine kuşku yok. Sezar’dan İskender’e tarihin en güçlü kişilikleri bugünkü en sıradan bir ABD Başkanı’nın elindeki teknolojik imkanlara sahip olmayacaktır.

Adına Roma’da kutlamalar düzenlenen, ticaretin ve adası Girit’in tanrısı Mercure’e nerede ise 2000 yıl sonra tekrar görev düşecektir. Modern zamanların kapılarının açılmasına yardımcı olacaktır bu kez. Yer üzerinin ölümlüleri ebediyeti öte tarafta aramaktan vaz geçeceğe benzemektedirler.

Muhteşem yapıtı “Dünün Dünyası”nın ilk sahifelerinde Zweig ilk gençliğinin 20. yüzyılını anlatacaktır. Daha doğrusu 19. yüzyılın sonundan 20. yüzyıla doğru giden bir zaman diliminin hikayesini yazacaktır büyük bir ustalıkla. Bugünün okuyucusu, kuşkusuz hayret ve şaşkınlıkla karşılayacaktır bu satırlardaki kimi tespitleri. Anlatılanların gerçekliğinden kuşku duyacak ama söz konusu olan Zweig olunca bu tereddütünden vazgeçecek fakat bu kez de anlaşılmaz gelecektir o dünya bugünün insanına. Söylenenlerin bir yüzyıl öncesinde değil, binlerce yılın unutulmuşluğunda kaldığını düşünecektir.

Smith, ünlü yapıtı “Ulusların Zenginliği” nin bir yerlerinde şöyle diyecektir: “Ekonomi Politiğin iki tane temel amacı vardır. Bir tanesi siyasete, yöneticiye, kamu hizmetini görebilmesi için gerekli gelirin sağlanmasının yollarını göstermek, diğeri ise halka onu refah içinde yaşatacak düzeyde bir tutarı elde etme araçlarını anlatmak”.

Kimi batı ülkelerinde devam eden bir yaz ve bunun mutluluğunu! yaşayan insanlar…Deniz, güneş, parıldayan kumsal… Yazın nimetlerinden kışın da yararlanmanın sevinci okunuyor gözlerden. Ekonomiye…

Din- aydınlanma ilişkilerini ve bunun günümüz de ki yansımalarını en iyi tahlil edenlerden biri olarak Marcel Gauchet modern zamanların başındaki temel kırılmayı şöyle betimleyecektir: “Yüzyıllar boyunca yaşamın her alanını tanrıyla ilişkilendirdik. Ne zaman, ne mekan, ne gündelik yaşam ne de herhangi bir yasal otorite tanrıyla ilişkilendirilmeden bir anlam kazanmadı.

Toz, dumandan etrafın görülmediği bir ortamda fillere, zebralara, timsahlara, dair söylenebilecek olanlar kuşkusuz ilginç gelmeyecektir kimseye. Her türden fanatizmin ve köktenciliğin de körüklediği şiddetin…

Modern zamanların çok başında yer üzerinde ki yaşamın akla uygun düzenlenmesini önerecek olan Montaigne aynı anda temel bir soruna dikkati çekecektir, kendisinin de mimarlığını yapacağı yeni dönemin kaçınılmaz bir çelişkisinin altını çizmek isteyecektir.

Kaosun teorisyeni, büyük matematikçi Benoit Mandelbrot, fraktalları incelemekle ünlenecek bununla birlikte iktisadi düşünce tarihine ilgisi ve hakimiyeti onu finans ve iktisat teorisi üzerine verimli çalışmalara yönlendirecektir. Kuşkusuz amacı yatırımcıya zenginleşme reçeteleri önermek olmayacaktır.