Prensin hizmetinde ya da ötesinde olmak Shakespeare’i anımsatsa da, ekonomi politiğin bir entelektüel kavrayış olma sürecinin temel gelgitini oluşturmuştur. Bağımsız bir bilim olma niteliğini edinmesi de yine bu sürecin sonucudur.
Otuzlu yılların sonunda Harvard’da bir öğrenci doktora tezini sunmaktadır. Hocaları Schumpeter ve Leontieff jüri üyesidirler. Öğrenci henüz 20’li yaşlarındadır. Savunma bittikten sonra öğrenci dışarı çıkarılır, hocalar içeride tezi aralarında tartışarak anlama çabasındadırlar. Schumpeter, Leontieff’e dönüp soracaktır: “ne dersin Leontieff, tezden geçebilecek miyiz?”
Ekonomi politik toplumsal düzenin siyaseten tespitine radikal bir tepkidir. Oluştuğu dönem içinde alternatif bir toplumsal örgütlenme arayışıdır; Hume’ un ve Smith’ in “insan”ı ve onun eylem motifleri de bu çerçeve içinde esasen antropolojik temelli olarak belirlenecektir.
Çocuklar, sadece istekleri ile yaşarlar. Zevklerinin tatmini onlar için önde gelendir. Eğer insan ruhunun bu bölümü yani zevk peşinde koşan bölümü onu yönetme durumunda olana uygun davranmazsa, onu durdurmak güçleşir.
Mümkün olmayan mümkün oluyordu. Reel ile hayalin karmaşasında, bugün, yarına ertelenebiliyordu. Daha doğrusu yarından alınan borç, bugünün risksizliğinin sınırsız olduğu düşüncesini perçinliyordu.
Piyasa kavramı bir yanı ile modernitenin tüm bir entelektüel tarihi ile de örtüşür ve bu anlamda Rosanvallon’un deyişi ile 18. yüzyıldan itibaren toplumun sosyal sözleşme akslı yeniden kurumsallaşmasına ve yeni baştan düzenlemesine bir yanıt olmuştur.
Sıklıkla ileri sürülen bir tez vardır: 17. yüzyılda oluşma sürecindeki ekonomi politik aynı zamanda moralden kopmuş ve bu gelişme modern çağı derinden etkilemiştir.
İktisadi düşünce iktisat disiplini içinde bir antikite midir? Onunla ilgilenenler de bir antikacı mıdır?
İktisadi düşünce ile ilgilenen iktisatçı mıdır? Değil midir?
İktisat biliminin en azından temellerinin oluşturucusu olan Smith iktisadi ve politik liberalizme de damgasını vurmuş, akademik dünyada ve onun dışında birçok yerde ve değişik düzeyde tartışılır olmuştur.
Bilimsel olma ihtirası ve iktisattan beklentilerin ağırlığı ve somutluğu iktisatçıyı değer yargılarından arınma gerekliliğine götürmüştür. Bu da, yanlış olarak yorumlanıp amoral bir bilim yaratma sürecini güçlendirmiştir. Bu hem bilinçli hem de şartların yarattığı bir sonuç olmuştur.