Tasarrufun Erdemi

Smith iki temel yapıtında “tasarruf”u ele alır.

Etik kontekst içindeki anlamı önemlidir öncelikli olarak.

“Tasarruf” erdemli bir insanın davranışıdır. Kendini sınırlayabilmek, anı öteleyebilmektir çünkü tasarrufta bulunmak. O anda ve hemen alınabilecek hazdan vazgeçmektir.

“Ahlaki duyguların teorisinde” bugün alabileceği zevki, zorlamasız ve dış baskısız yarına erteleyebilen insan davranışı övülür. Tersi davranış eleştirilir.

Bugün, hemen, şimdi tatmin peşinde koşmak erdemli bir insan davranışı değildir.

Tatminin hemen ve derhal aranması bireyi şiddete götürürken ertelenebilmiş olanı duyguyu soğutacak beni makul olmaya itecek ve pasifik ortamın hazırlayıcısı olacaktır.

Kaynağını belki de “stoik” bir dünya algında bulan bu yaklaşım yansımasını ve bir anlamda devamını Smith’in “uluslararası zenginliğinde” bulacaktır. “Tasarrufta” bulunmak mübadele sürecindeki bireyin davranışı olacaktır bu kez.

Birey uzun vadeli çıkarını sağlamak için kısa vadeli tatminini feda edecektir. Bireyin bu davranışı iktisadi düzeyde “tasarruf” olarak somutlanacaktır.

Sermaye birikimi de temel dinamiğini burada bulmuş olacaktır.

Sermaye birikimi reel birikime denk düşmüş olacaktır böylece.

İktisadi kurgu da hayalin ürünü olmayacak özle görüntü birbirinden farklılaşmayacaktır.

Yetingenliğin “anlamsızlığı” veya krizin “anlamı”

Bugünün dünyası ve insanı ise artık ekonomi politiğin ve onun filozofisinin ürünü değil.

“Tasarruf”, yetingenlik gibi etiğin ve ekonomi politiğin temel dayanakları güçsüzleşirken bugünün tatmininin yarına ertelenmesi de moral değer olarak anlamını yitirmiş durumda.

İktisat bilimi için çünkü, “elde edilen fayda sadece son birimin verdiği hazla” ilgili artık.

İktisat biliminde bu axiomatik öneri önemli yer tutuyor.

Sorun bu durumda birey için de toplum için dehazzıhemen ve şimdi maksimumlaştırmanın yolunu bulmaktan geçiyor.

İktisat bilimi bu algı içinde ele aldığı insanını “iktisadi aktör” olarak tanımlıyor.

“İktisadi aktör”, üreten ama bugün artık daha da önemli olarak öncelikle tüketendir.

Tükettikçe tatmin olacağını hayal eden ama her zaman düş kırıklığı yaşayan ve yeni baştan denemeye soyunandır.

Tüketimi arttıkça haz alan bu “aktör” kutsal bir işlev de yüklenmiştir çünkü; toplumsal refah onun tüketimine bağlanmıştır!

Toplumla ilişkisi de salt bu düzeye indirgenmiştir.

Kendi mutluluğu ve toplumun güçlenmesi “tüketim harcamalarına” bağlıdır.

İktisat bilimi ve iktisatçıları tüketim rakamlarının ve yapılan tüketim harcamaların ışığında ekonominin ve insanın sağlığını irdeleyebilmektedirler.

İktisat bilimi, insanın mutluluğunu karmaşık tüketim grafiklerinde okumaktadır.

Krize girilmesi bu durumda, tüketim harcamalarının düşmesi ile, çıkılması da aynı harcamaların “pozitif bir seyir” izlemeye başlaması ile ilişkilendirilebilmektedir.

Harcamalar ve doğal olarak tüketim harcamaları ne kadar hemen ve çabuk yaptırılabilirse krizden o kadar çabuk çıkılacaktır!

Nasıl olsa “iktisadi aktörün” ne satın aldığı ve niçin aldığı iktisatçının ve biliminin konusuna girmemektedir.

“Hane halkı” harcamalarının süratle artıyor olması krizden çıkmanın en temel göstergelerinden biridir!

Krizden çıkış, arttırılan “tüketim harcamaları” grafiğinde izlenecektir.

Yeniden “tasarruf” veya bir umut

Son kriz, iktisadi yanı kuşkusuz olan ama onun belirleyiciliğinde olsa da onu çoktan aşan nitelikte; sonuçları da kaçınılmaz olarak iktisadi düzeyi çoktan aşan, bireyi ve toplumsal dokuyu tahrip eden bir nitelik taşıyor.

Toplumsal ve bireysel histeri, psikolog ve sosyal psikoloğun tedavisinde güçlük çekeceği noktaya dayandı artık.

Vahim olan, iktisat biliminin “ideolojisinin” ve dolayısı ile uzmanlarının krizden çıkışı veya krizi tedaviyi hala aynı yerde görüyor olması.

Tüketim harcamalarının artışı, borsa endekslerinin yükselmesi ile kol kola girmişse kriz aşılmış demektir.

Sormak gerekmiyor mu; Çin’deki ısınma niye endişe yaratıyor o zaman, A.B.D de yeniden nispi de olsa büyümeden niçin endişe ediliyor, güçlü Almanya’da dahi niçin halk “aşırı derecede borçlanmış” devletin borcunu geriye ödeyemeyebileceğinden korkuyor, sosyal sistemlerinin çökeceğinden endişe etmelerinin altında yatan derin güvensizlik neyin işaretidir.

Gözler yine tüketicinin harcamalarında. Önce A.B.D’ deki tüketim grafikleri sonra sırası ile diğer toplumlarınki iktisatçılar tarafından mercek altına alınmış durumda…

Neyse ki “neo klasik” iktisatçının “rasyonel insanı” (henüz az sayıda da olsa ) ama içine biraz da “sağduyu” katarak çıkışın başka yerlerde de aranması gerektiğini görmeye başladı.

Etkisiz ilacı saplantılı olmayan hekimin değiştirmesi gerektiği açık değil midir?

Şimdilik çoğunlukta olmazsalar da özellikle gelişmiş ülkelerdeki kimi bireyler ve topluluklar yeni tüketim davranışları sergilemeye başladılar; iktisatçıların grafiklerine yansımayacak dayanışma davranışlarında bulunmaya başladılar.

İşletmelerindeki veya topluluklarındaki en güçsüzlerin, krizden en çok etkilenenlerin lehine davranışlar göstermeye başladılar. Güçsüzler lehine dayanışma bilinci filiz vermeye başladı.

Ama asıl önemlisi “tasarruf”un tekrar bireyin algısına düşmeye başlıyor olması.

Bilinçsizce de olsa, krizin korkusundan da olsa “bugün” ertelenmeye başlandı.

Neyin, nasıl ve en önemlisi “niçin” tüketildiği düşünülecek midir artık?

“İktisadi aktör”ün belki ama “insan”ın, grafiği yukarı çekecek bir fonksiyon değişkeni olmadığı anlaşılacak mıdır?

Kaygı ve güvensizlik Hume’un deyişi ile “beklenmeyen sonucu” getirecek midir; bunalımdan çıkış grafiklerin de ötesinde aranabilecek midir?

“Tasarruf” ekonomiyi “reel” olarak yeniden inşa ederken çoktandır unutulan tekrar bilinçlere düşecek midir; “iktisadi aktörün” “iktisadi aktör” olmakla beraber ama onun da ötesinde doğal olarak “etik” bir kontekst içinde ele alınması gereken bir insan olduğu yeniden hatırlara gelecek midir?

Smith ile Marx ekonomi politiğin iki büyük ustası değiller miydi acaba?

Yorum Yazın