Malinvaud’nun deyişiyle operatoire olması beklenmiştir iktisat biliminden. İşlevsel olması prescriptif (kural koyucu) olması istenmiştir. İşsizliğin çözümü, büyümenin performansı, fiscal (mâli) sistemlerin hangisinin tercih edileceği, hangi iktisat politikalarının uygulanmasının daha etkin sonuçlar vereceğini bilmesi, kesinlikle öngörebilmesi istenmiştir. Bu da onu kaçınılmaz olarak daraltılmış bir formalizasyona itmiştir. Matematikselleşmeye, kantitatif modeller çerçevesinde çalışmaya itmiştir. İktisatın doğa bilimlerine giderek benzemesi bir yerde bugün 50-60 yıldır ona yüklenen görevlerle somutlaşmıştır.

Sonuçta Walras’la Menger’le başlayan süreç anlatılan beklenti ile çakışmıştır bir anlamda. Bu süreç, yani bilimsel olma ihtirası ve iktisattan beklentilerin ağırlığı ve somutluğu iktisatçıyı değer yargılarından arınma gerekliliğine götürmüştür. Bu da, yanlış olarak yorumlanıp amoral bir bilim yaratma sürecini güçlendirmiştir. Bu hem bilinçli hem de şartların yarattığı bir sonuç olmuştur. Bu süreç iktisatı diğer sonuçlarının yanında aynı zamanda diğer sosyal bilimlerden ve asıl olarak felsefeden, moral felsefeden ve etikten koparmıştır. Kendi iç dinamiğinden ve yukarıda işaret ettiğimiz kendi dışındaki oluşumlardan kaynaklanan nedenlerle nerede ise bir mühendislik bilimi olmaya soyunan iktisat kendini sonunda ait olduğu ailenin dışında kökeninden uzaklaşmış olarak bulmuştur. Kendi kökenine yabancılaşmıştır diyebiliriz. Yabancılaşmıştır. Çünkü Pichet’nin deyimi ile “babasının “ yani Smith’in ve klasiklerin öngördüğünün tersine bir doğrultuda gelişmiştir. Felsefeden bağımsızlaşmış ve a moral bir bilim yaratma niyeti hiç olmayan Smith’e yanlışlıkla atıfta bulunarak bambaşka bir doğrultuda gelişimini sürdürmüştür. Şimdi bu saptamaları Misrahi’nin yorumu ile desteklemek istiyorum; Spinozanın çağımızın ünlü yorumcularından Robert Mısrahi şöyle diyor; “Ekonominin, bilim olarak irdelenmesi filozofu olsa olsa hayal kırıklığına götürür. Tek boyuta indirgenmiş bir insan tasavvuru filozofu rahatsız eder. Filozof o zaman kendisini rahatsız eden unsurun etiğin olmayışı olduğunu kavrar.” Filozofun gözünden böyle görünüyor disiplinimiz; Şimdi bu aşırı formalizasyona soyunan iktisat biliminin geldiği yer neresi oldu? sorusunu kendimize sorabiliriz. Hepimizin bildiği bu sofistike modellerle iktisatçı ne yaptı? Bir, geleceği öngörebiliyor mu? İki, kendinden beklenenlerin ne kadarını yerine getirebildi? Getirebiliyor? …

* İktisat Dergisine verilen Söyleşinin Aslından Alıntıdır, Sayı: 488-489, Ağustos-Eylül 2007, İstanbul

Yorum Yazın