Freud’a göre Eros–Thanatos ikileminde sonsuz var olma ve kendini gerçekleştirme itkisi bireyi ölüme sürükleyecektir. Bu süreç ertelense bile ortadan kaldırılması ihtimali zor görünmektedir; insan çünkü Freudyen yaklaşımda “kendinin sahibi” değildir.
17. yüzyıl her düzeyde büyük kırılmaların yaşanacağı 18. yüzyıla geçişte, eski ile yeni arasında bir köprü işlevi görecektir. Yeni, 17. yüzyılın sonuna doğru henüz tümüyle reddedilemeyen eskinin içinden, dipten doruğa büyük patlamalarla gün yüzü görecektir.
Biyolog olan Darwin, Smith ve/veya Malthus’un ekonomi politik tezlerinden etkilenip, bunu tabiatta doğrulama çabaları içinde mi olmuştur?
Freud’a göre Eros–Thanatos ikileminde sonsuz var olma ve kendini gerçekleştirme itkisi bireyi ölüme sürükleyecektir. İnsan çünkü Freudyen yaklaşımda “kendinin sahibi” değildir. Freud için insani varlık, kendi haz arayışının ihtirasında uygarlığı bilerek veya bilmeyerek yok etmeye çalışacaktır.
Rousseau ünlü ve korkunç Lizbon depreminden sonra Voltaire’e şöyle yazacaktır; ”Ey insanoğlu! Kötünün kaynağını arama artık. Onun yapıcısı bizzat sensin. Kötü ancak senin eserin olabilir, kendi üzüntülerinin kaynağı sensin”.
Paradokslarla örülü bir dünyada yaşıyor bugünün insanı ve bunun dışında bir alternatif tahayyül bile edemeyecek durumda. Bireysel yaşamlarda olduğu kadar toplumsal yaşamlarda da aslında salt bir hipotez olmaktan…
Herakleitos, “adalet çatışmanın içinde doğar” demişti. Modern dönemlere gelinceye kadar insan eylemi, mükemmel olma ve etkin olma çatışması içinden doğrultusunu belirlemeye çalışacaktır.
İnsan refahını ve böylelikle aslında mutluluğunu salt maddi mal toplamı (üretimi ve tüketimi) ile değerlendirmek çok da eskilere dayanmaz. Felsefe tarihi boyunca Aristo’dan “neşe filozofu” Spinoza’ya çok sert bir şekilde eleştirilmiştir böyle bir özdeşlik…
Rousseau’dan Smith’e, Sénèque’ten La Bruyére’e tüm ahlak filozoflarınca kötülenmişti gereğinden fazla tüketim. Gösterişe dönük olanı ise tümden aşağılanmıştı. İktisatın dünyasında ise tüketim miktarı büyüme hesaplamalarında, herhangi bir ayrıma tabi tutulmadan kullanılıyor, diğer bir deyişle insan toplumlarının refah düzeyi onunla ölçülüyor.
Ekonomi politik modern dönemlerin asli bir unsurudur. Ama modernitenin içinde, örneğin Rousseaucu bir “konstrüktivist” toplum kurgulanmasının reddinde yaşam bulan özgün bir felsefenin ürünüdür. Bu anlamda yer üzerindeki yaşama ait bir algıdır da.