Toplumsalın egemenliğine başkaldırının dönemi yavaşça açıldığında eskiye dair tüm ideolojiler (özellikle toplumsal ağırlıklı olanlar) masa üstüne yatırılırken cazibesini de kaybedecektir.

Gelecekteki felaketlerin gölgesinde yaşıyoruz. Bunlar insanlığın varlığını ve yokluğunu belirleyecek güçte. Anlamak gerekiyor ki, olup bitenin tek nedeni biziz. Yarın olacak olan, bugünden artık bellidir.

Ülkesinden ayrılmak zorunda kalıp Avrupa’da sürgüne çıktığında ana kucağından koparılmış bir çocuğun çaresizliğini yüreğinin derinliklerinde hissedecekti Zweig.

Yahudi’si, Türk’ü, Rum’u vs. ile bu topraklarda yaşayanlara inanılmaz gelse de “her türlü sözün istisnasız söylenmesi gerektiği”ne ilişkin bir tez literatürde mevcuttur ve bu bir 19. yüzyıl düşünürüne aittir.

Kıran kırana tartışmaları vardır Arendt (Yahudi asıllı siyaset felsefecisi, 1906-1975) ile Gerşom Şolem’in (Yahudi asıllı tarihçi, 1897-1982) arasında. Siyaset felsefecisi ile tarihçinin arkadaşlıkları belli ki yol ayırımındadır.

“Olabilecekler olabilemeden” diye Jankélévitch, Anders ve birçoklarından sonra sık sık uyarmaya koyulduğunda, karamsarlık ve kötümserlikle az suçlanmayacaktı bu satırların yazarı.