Özgürlük yanılsamasının içinde yaşandığına kuşku yoktur bugün. La Boétie’nin gönüllü köleliği1, içinde yaşadığımız dönem için yazılmıştır sanki. “İnsanlar genel olarak öylesine cahildirler ki, yaşadıkları esaret, onlara özgürlük olarak sunulduğunda tereddütsüz kabul ederler” diyecektir Spinoza da.

Bu sütunlarda yapılmaya çalışılan, modern zamanların düşünürlerinin izinden (ki bunların bir kısmı ekonomi politik filozoflarıdır) giderek, zenginleşmenin ancak özgürleşme ile birlikte bir anlam ifade edeceğini göstermektir. Aklın eşliğinde gerçek özgürleşme mümkünse, erdem de ancak ikisinin varlığında söz konusu olabilecektir. İnsan olan için açıktır ki; yaşam ancak bu durumda yaşanabilendir.

Zamanların öncesinden beri yaşıyordu birlikte iki toplum. Fillerle insanlar aynı geniş düzlükleri, ormanları paylaşıyorlardı. Yeteri kadar genişti topraklar. Yazılı olmayan bir anayasanın kurallarına uygun davranıyordu ikisi de.

Freud muhtemelen Spinoza’ya mektubuna devam ederek kendi alanındaki çalışmalarından söz açacak ve buradaki bulgularının 300 yıllık bir zaman aralığında “Tractatus’la” nasıl örtüştüğünü anlatacaktır.

Filozof yatağından kalktı, kıvırcık kömür karası perçemlerinin ardından dünyaya baktı. Tabiat, işte her zamanki düzeni içinde onu bekliyordu sanki. Albatrosu gördü, aydınlandı yüzü. Yalnız olmadığını düşündü.

Viyana beyaz bir örtü altındaydı. Dokunulmamıştı karlara henüz. En küçük bir postal izi bozmuyordu gök üzerinden yumuşakça süzülen kristal tanelerinin sükûnetini. Faşist çetelerin sokak savaşlarının, imparatorluğun başkentine nefret ve korku tohumlarını ekmelerine henüz vardı. 

Özgürlük, ele alınacak problematiğe göre iki boyutta analiz edilebilecektir. Spinozyen kalıplar içinde ele alındığında “özgür şey”, “gerekli şey” ve “zorunlu şey”in tanımının yapılması önemli olacaktır.

Kahramanlar çağı tarihin inen perdesinin arkasında hızla sahneyi boşaltmaktadır; toplumsal-toplumcu büyük projeler gibi kendini zihinsel düzeyde var etme, gerçekleştirme, olsa olsa gülümsetecektir artık.