Hobbes’un ünlü Léviathan’ının temsiline bakıldığında canavarın devasa gövdesinin “bağımsız ve özgür halk” ın muhtelif katmanlarından oluştuğu fark edilecektir.
1615’te Montchréstien, yapıtına ekonomi politik ismini verecektir. Modern zamanlara damgasını vuracak olan bu bilim tarih sahnesindeki yerini ilk olarak böylece almış olacaktır.
Carl Schmitt’in devletin yeri ve göğü kapsaması varsayımından yola çıkılmıştı önceki yazılarda. Bu, devletin toplumla bütünleşerek, bir mono blok oluşturup, insanı nefessiz, soluksuz ve ufuksuz bırakması demek olacaktı.
Yalnız kalmayacaktı Mercure1, Amsterdam’ın puslu ve bir o kadar da büyülü ufkunda belirdiğinde; yalnızlığın kendisini hangi girdaplara sürükleyeceğini bilmiş olmalıydı. O, labirentlerin içinde, tutkularının tutsaklığında, kaybolmak istemeyecekti. Freud’a da Lacan’a da henüz vardır, ama biliyordu Mercure, narsisizmin eninde sonunda –Tanrı bile olsa- varlığı hangi bunalımlara sürükleyeceğini; cehennemin alevlerinde nasıl yavaşça yitileceğini.
Adına Roma’da kutlamalar düzenlenen, ticaretin ve adası Girit’in tanrısı Mercure’e nerede ise 2000 yıl sonra tekrar görev düşecektir. Modern zamanların kapılarının açılmasına yardımcı olacaktır bu kez. Yer üzerinin ölümlüleri ebediyeti öte tarafta aramaktan vaz geçeceğe benzemektedirler.
Muhteşem yapıtı “Dünün Dünyası”nın ilk sahifelerinde Zweig ilk gençliğinin 20. yüzyılını anlatacaktır. Daha doğrusu 19. yüzyılın sonundan 20. yüzyıla doğru giden bir zaman diliminin hikayesini yazacaktır büyük bir ustalıkla. Bugünün okuyucusu, kuşkusuz hayret ve şaşkınlıkla karşılayacaktır bu satırlardaki kimi tespitleri. Anlatılanların gerçekliğinden kuşku duyacak ama söz konusu olan Zweig olunca bu tereddütünden vazgeçecek fakat bu kez de anlaşılmaz gelecektir o dünya bugünün insanına. Söylenenlerin bir yüzyıl öncesinde değil, binlerce yılın unutulmuşluğunda kaldığını düşünecektir.
Smith, ünlü yapıtı “Ulusların Zenginliği” nin bir yerlerinde şöyle diyecektir: “Ekonomi Politiğin iki tane temel amacı vardır. Bir tanesi siyasete, yöneticiye, kamu hizmetini görebilmesi için gerekli gelirin sağlanmasının yollarını göstermek, diğeri ise halka onu refah içinde yaşatacak düzeyde bir tutarı elde etme araçlarını anlatmak”.
Kaosun teorisyeni, büyük matematikçi Benoit Mandelbrot, fraktalları incelemekle ünlenecek bununla birlikte iktisadi düşünce tarihine ilgisi ve hakimiyeti onu finans ve iktisat teorisi üzerine verimli çalışmalara yönlendirecektir. Kuşkusuz amacı yatırımcıya zenginleşme reçeteleri önermek olmayacaktır.
İktisat bilimi temel bir varsayımla yola çıkacaktır. Seyrek (nadir) kaynakların varlığında insan sonsuz ihtiyaçlarını karşılamaya çalışacaktır. Rasyonel yaratığın, homo economicusun, temel işi bu paradoksu çözmektir. İşe koyulurken bilecektir ki tüketeceği kaynakların büyük bir kısmı seyrektir ama fiyatını ödediğinde onlara sahip olabilecektir.
Daraltıcı politikalar halkın, özellikle yoksul kesimi için olumsuz sonuçlar veriyor. Eşitsizlikleri genellikle arttırıyor veya en azından sabit tutuyor; fakat azaltmıyor. Bu da doğal olarak aslında varlıklı kesimin desteklenmesi anlamına geliyor.