Kıran kırana tartışmaları vardır Arendt (Yahudi asıllı siyaset felsefecisi, 1906-1975) ile Gerşom Şolem’in (Yahudi asıllı tarihçi, 1897-1982) arasında. Siyaset felsefecisi ile tarihçinin arkadaşlıkları belli ki yol ayırımındadır.
Aynı tabiat, aynı renkler, insan soyu ile diğerleri arasında hiçbir ayırım yapmadan teknik bilgiyi, yaşama adetlerini, akıl yürütme biçimlerini hakça dağıtıyordu.
Babasının eline sımsıkı yapışmış küçük çocuk soracaktı; “niye yeşildir ormandaki ağaçların yaprakları?” diyecekti. Kuşlar cıvıltıları ile gökyüzünün renklerini taşıyıp getirirken, kokular da koşarak gelip buluyordu onları.
“Olabilecekler olabilemeden” diye Jankélévitch, Anders ve birçoklarından sonra sık sık uyarmaya koyulduğunda, karamsarlık ve kötümserlikle az suçlanmayacaktı bu satırların yazarı.
Paranoyak ve inkâr edicidir ilk bakışta Don Quichotte. Gerçek, gerçek değildir onun gözünde. Gerçek kendi düşleridir. Bu onu saplantılı ve saldırgan yapacaktır.
Soğumuş ve buz tutmuş bir yüreği ısıtmak, hesabın, kısa vadeli çıkarın kıskacındaki akla yeni ufuklar açmak… Tutkularının esaretindeki yaşamın dışında, belki bir şafağın ardında aranabilecek alternatif var olma biçimlerini besteleyebilmek…
Şiddete uğrayan güçlü hissettiğinde kendini şiddet uygulamaktan hiç çekinmeyecekti. İnsanın ve halkların “naturasının” uzmanı için bunlar bilinmedik şeyler değildi; Varlık, gücü oranında var etmeye çalışacaktır kendini.
Var olma salt duyumlara, o da tat alma duygusuna, hazza indirgenecektir. Haz asıl olan olunca felsefe de “carpe diem”le sınırlandırılacaktır.
Soğuk bir sis martıları kuşatarak yükselmeye başlamıştı kanalların üzerinde. Kendileri görülmezlerse bile havada asılı kalan çığlıkları uzaklardan duyuluyordu. Ara ara dağılır gibi oluyordu duman.
Şöyle seslenecektir filozof bugüne Teolojik Politik İnceleme “sinin daha ilk sahifelerinde: “İnsanların kendilerini özgür sanmaları bir yanılsamadır. Hatta bir yanılgıdır. Bunun böyle olduğu, görmesini bilen herkes için apaçıktır.