İsteğe ve Özgürlüğe Dair

17. yüzyılda Hollanda’da dinsel nedenlerin de ihmal edilemeyeceği savaşta Kalvinist kiliselerin baskıcı tutumlarına karşı laiklik, demokrasi, özgürlük ve toleransa destek vermenin acil olduğunu düşünen Spinoza, biraz da bu sebeple “Teolojik Politik İncelemeyi” yazmaya koyulacaktı (Spinoza, 1999: 17). Temel yapıtı “Etika” biraz bekleyebilirdi (L’Éthique, 1994: 21).

***

Bugünden bakıldığında bile filozofun bu iki eserinde de insan tabiatının derinliklerinde saklı duran temel yönelimlerin yasalarını nasıl doğrulukla ve ustalıkla tespit ettiğine hayran olmamak mümkün olmayacaktır.

İnsan doğasının a priori (önsel) olarak var olduğunu ileri süren özcülükle (essentialisme), onun zaman ve mekân içinde var edilebileceğini ileri süren “a posteriori” temelli varoluşçuluk (existentialisme) arasındaki büyük tartışmaya girmek bu yazının boyutlarını aşacaktır.

Ama yine de filozofun, derin düşüncenin ürünü olduğu anlaşılan “özcü” tespitlerine hak vermemek elde olmayacaktır.

Özellikle “Teolojik Politik İncelemenin” hemen ilk sahifeleri okuyucuyu kendine soru sormaya davet edecektir duraksamadan.

Sorular zaman ve mekâna bağlı olmayacaktır; isteyen okuyucu için yapıt bugünün dünyasına, iktisadi-politik sorunlarına, panik yaratan virütik salgına ilişkin düşündürücü açılımlar getirebilecektir.

Şöyle seslenecektir filozof bugüne “Teolojik Politik İnceleme “sinin daha ilk sahifelerinde: “İnsanların kendilerini özgür sanmaları bir yanılsamadır. Hatta bir yanılgıdır. Bunun böyle olduğu, görmesini bilen herkes için apaçıktır”.

Bir isteğinin gerçekleştirilmesi amacı ile yola çıkan için de bu önerme doğru olacaktır. Söz konusu eyleminin özgürce alınmış kararına bağlı olduğunu düşünecektir bu kişi. Kendisinin öyle olduğunu sanan, doğal olarak karşısındakinin de eylemini, özgürce alınmış bir kararla gerçekleştirmeye giriştiğini düşünecektir.

Halbuki diye not düşecektir filozof “bu insanlar isteklerine yol açan nedenler hakkında hiç düşünmemişlerdir”.

Bu durumda, isteğinin isteği hakkında bilgi sahibi olmayanın bilinçli ve özgür olduğu ileri sürülemeyecektir.

Denebilecektir ki bu durumda, özgür olmak, bilinçli olmak ile, o da aklın gerçek anlamda bu sürece dahil edilebilmesi ile mümkündür. Bu bireysel düzeyde olduğu kadar toplumsal anlamda da özgürlüğün varlığının temel ölçütüdür.

Bütün bunlar söylendikten sonra, isteği “a priori” ve sonsuz olarak kabul etmekte bir sakınca görmeyen iktisat biliminin genel olarak önerdiği gibi insan rasyonel olandan çok kendini öyle zanneden olmayacak mıdır?

Spinoza insanın da aynen bir parçası olduğu doğa gibi kimi zaman rasyonel kimi zaman da irrasyonel olduğunu yazacaktır zaten.

Devam edersek, Freud’un da işaret edeceği gibi “insan daha çok itkilerinin tutsağı olarak, ancak anlık savrulmalarla eyleme girişecek ama bundan habersiz olarak kendini özgür sanacaktır (Sarfati, 2014: 23). İtkilerinin kendini yönlendirmesinin özgürce almış olduğu bir karar sonucunda gerçekleştiğini sanacaktır.

Sonsuz isteğinin de özgürce almış olduğu bir karardan kaynaklandığını düşünecektir doğal olarak.

Denetimsiz kalan güdülerin bireysel ve toplumsal yaşamlara yön vermesinin önünde hiçbir engel kalmamıştır artık.

İhtiras zaten hiç devreye girmemiş aklı tümden karartabilecektir artık.

Umut ve Korku Sarmalına Teslim Olmak

Spinoza 17. yüzyıldan bugüne ışık tutmaya devam edecektir: “İnsanlar genelde isteklerinde ölçüsüzdürler. Bundan dolayı hem her şeye hakları olduğunu düşünürler hem de bir kez önlerine bir engel çıkarsa sinirlenirler ve paniklerler. Neyi nasıl çözeceklerini bilemezler. Onlar artık ölçüsüz isteklerinin, ihtiraslarının mahkumudurlar”.

Devam edecektir filozof: “Bu durumda tutsağı oldukları bu tutkularından yeni bir tutsaklığa savrulacaklardır. Korkuya teslim olacaklardır.  Korku insanın temel tutkularından (passion) biridir. Korku tüm beklentilerini belirleyecektir.”

Devam edersek: “Aklın yer almadığı bu süreç bu kez de bir umut arayışına götürecektir insanı.”

Diyecektir ki filozof: “Böylece artık nerede ise saflığa varan bir ruh halinde en küçük güdülerinin etkisinde gidip gelecektir insan. Umutla korku arasında savrulacaktır. Ruhun dalgalanma hali tutsaklığın bizzat kendisidir.”

Bu durumda artık doğa üstü güçlere sahip olduğunu ileri süren kurtarıcılara teslim olmaya hazırdır insan.

Filozofun deyişi ile her türden büyüye itirazsız kendisini bırakacaktır insan ve toplum.

Umutla korku arayışında gidiş – geliş, özgür olmayanın kendi dışındaki despotizmlere teslimiyeti demek değil midir gerçekten? Hayali değil midir ikisi de bu durumda?

Ama yetinmeyecektir filozof; insanın ebedi zaafına dair temel bir saptama daha yapmaya girişecektir: “İnsan kendini biraz güvende ve güçlü hissettiğinde her şeyi ve herkesi küçük gören egoizminin doruklarındaki gururuna kendini salıp bırakacaktır.” Bunun hep böyle devam edeceği hatta öyle olması gerektiği sanısına kapılacaktır.

Bu saptamalar bireysel düzeyde olduğu kadar toplumlar ve yöneticileri için de geçerli olup bugünün dünyasına da denk düşmemekte midir?

Aynı insan kendini zayıf ve korkunun pençesinde hissettiğinde, mümkün bir kurtuluşun bütün şartlarını kabul etmeyecek midir? Bunun hayali olup olmadığını anlayacak durumda olmadığında dahi kendisine dayatılan en onursuz koşullara teslim olmayacak mıdır?

Bin Yıllık Düşün Peşinde…

Copernicus’tan sonra merkeze geçecektir insan. Bunun tadını çıkarmak isteyecektir doğal olarak. İsteği sonuna kadar meşrudur artık.

Modern zamanlarda ama özellikle günümüzde, “iktisatın dünyasında” ölçüsüz istek “a moral, ahlak ötesi” bir nitelik kazanıp üstü örtük olarak büyümenin temel dinamiği olarak kabul edilecektir. “Her şey insan için” sloganı ile insanın tüm isteklerini gerçekleştirmeye hakkı olduğu ileri sürülebilecektir nerede ise. Artık, isteği aklın ölçütüne vurmak bir yana onunla, gördük zaten, yok olmaya yüz tutan ilişkisi tümden koparılacaktır.

İktisat biliminin de ilk önermesi isteğin sonsuzluğunun kabulü olduğundan rasyonalite, merkezdeki insanın elini yeryüzünün tüm nimetlerine uzatabilmesinin yolunu bulunması demek olacaktır.

Ortalama insan ve hatta bilim insanı bunun mümkün olduğuna inanacaktır bundan böyle.

İnsan, isteğinin isteği üzerine düşünmeden her şeyi talep etmenin, özgürlüğünün referansı olduğunu düşünecektir. Bunu dile getirmenin, doğal hakkı olduğuna kuşku yoktur artık. Hiç durmadan daha iyisini ve fazlasını isteyen insan modern zamanların ve iktisatın bireyi olacaktır. Gururlu ve cesurdur o artık.

Filozofun “isteklerinde biraz daha ölçülü olabilselerdi insanlar” dileğine kulak asacak kimse kalmamıştır.

Zenginleşme, arzuların gerçekleştirilmesinin anahtarıdır bundan böyle.

“Zenginliğin bilimi” olarak da iktisat bunu gerçekleştirmenin yöntemini ona öğretendir. Smith, “insanlar imrenilir olmak isterler, bunun en kolay yolu zenginleşmektir demişti” ama çoktan unutturulacaktır bu. Zenginleşme iktisatın, insanlığa hayalinin gerçekleştirilmesinin, vaadi olmuştur. Yer üzerinde binlerce yıldır gerçekleştirilemeyen düşler artık dokunulduğunda elde edilebilecek uzaklıktadır. Küreselleşme nasıl milyonları açlıktan kurtardıysa şimdi hepsine sonsuz zenginliği ve mutluluğu vaat etmektedir. Hiç durmadan büyümenin yasası da keşfedilmiştir artık. Bilim sınırlı kaynakları sınırsız hale getirmenin mucizesini bulmuştur. Örneğin turizm;” hayalleriniz gerçekleştirilmeyi bekliyor,” kaynakların hepsi sizin, istediğinizce bu dünyayı yok edebilirsiniz diyecektir.

Kaf dağının ardındaki tüm düşler gerçekleştirilecektir artık.

Mağrur insan kurduğu bu mükemmel sistemle gurur duymaktadır. Bilimi ile tabiatı egemenliği altına almıştır. Gücünün doruğundadır.

Filozofun dediği gibi gururunun zirvesindedir.

Sistem “Bir Virüse” Teslim Olabiliyorsa…

“Bir virüsün” bu devasa sistemi bir hafta içinde felç edebileceğini, gücünün doruğundaki mağrur insan aklına bile getiremeyecekti kuşkusuz.

Banka, finans sistemi panik içinde ne yapacağını bilmezken, ünlü finans dehaları çaresizdirler bugün. Övünülen büyüme yok olmak üzeredir. Turizm durmuştur nerede ise.

Durmadan kuyruğunun peşindeki kedi gibi arzusunun peşinde koşmaya alıştırılmış insan ne yapacağını şaşırmıştır. Büyük devlet büyükleri havlu atmak üzeredirler. Onların en büyüğü A.B.D başkanı, filozofu doğrulamak istercesine havaların ısınmasına duacıdır.

Dünyanın en büyük ikinci gücünde ekonomi tehlikeli bir gerilemeye yüz tutarken A.B.D Merkez Bankası sistemin çökmesini önleyecek tedbirleri bulmak üzere art arda toplanmaktadır.

Geleceğe dair umut ve iyimserlik bir an içinde yerini paniğe ve korkuya bırakmıştır. Virüsün, tabiatın öcünü alırmışçasına, dev turistik gemide patlaması düşünebilen için ilginç bir rastlantıdan öte bir anlam taşımaktadır.

Kimi, evine kapanmanın en doğru yol olduğunu söylerken çoğu, dışa açık ekonomiyi sorumlu göstermektedir.

Kapanarak korunma önerisi rasyonel eylemi değil insanın öteden beri var olan bir güdüsünü hatırlatması paniğin büyüklüğünü göstermektedir.

 Sahi koskoca iktisat kitapları bunun için mi yazılmıştı? Boşuna mı uyarmıştı yaklaşık 400 yıl evvel filozof? “İnsanlar daha az konuşup, daha çok düşünselerdi” diye?

Düşünceler Tarihinin Gereksizliği Üzerine!

Düşünmenin erdemi çoktandır çıkarılmıştı iktisat programlarından. Sanki bilinçli bir şekilde istemenin erdemine! yol açılmak istenecekti.

Teknik bir dille söylemek daha albenili olacak; “talep olmazsa üretim nasıl olur ki diyecektir uzman kişi “Düşünceler üzerinde, değil büyüme teknikleri üzerine yoğunlaşmalıdır iktisatçı diye yazacaktır teknisyen.

***

Umulur ki; hazır ekonomi ve turizm hız kesmişken düşünmenin erdemi ve bu sistemde mümkün olmayan özgürlüğün anlamı üzerine yoğunlaşmak imkânı bulunacaktır.

KAYNAKÇA
Spinoza. (1999) “Traité théologico-politique”, Paris.
Spinoza. (1994) “L’Éthique”, Paris.
Sarfati, M. (2014) “Uygarlığın Bunalımı”, İstanbul.

Yorum Yazın