“Spinoza’da Sonsuzluk ve Sonluluk Düşüncesi Üzerine” başlıklı videomuzun ikinci bölümü yayında.
Aynı tabiat, aynı renkler, insan soyu ile diğerleri arasında hiçbir ayırım yapmadan teknik bilgiyi, yaşama adetlerini, akıl yürütme biçimlerini hakça dağıtıyordu.
Spinoza Okumaları video serisi, “Spinoza’da Sonluluk ve Sonsuzluk Düşüncesi Üzerine” adlı video başlığıyla devam ediyor.
Babasının eline sımsıkı yapışmış küçük çocuk soracaktı; “niye yeşildir ormandaki ağaçların yaprakları?” diyecekti. Kuşlar cıvıltıları ile gökyüzünün renklerini taşıyıp getirirken, kokular da koşarak gelip buluyordu onları.
“Olabilecekler olabilemeden” diye Jankélévitch, Anders ve birçoklarından sonra sık sık uyarmaya koyulduğunda, karamsarlık ve kötümserlikle az suçlanmayacaktı bu satırların yazarı.
Kendi öz varlığının bilincinde olmanın ne demek olduğunu ve bu kavramın neye karşılık geldiği üzerine düşünüldüğü bu videoda, özgürlüğe giden yolların peşine düşünüyor.
Paranoyak ve inkâr edicidir ilk bakışta Don Quichotte. Gerçek, gerçek değildir onun gözünde. Gerçek kendi düşleridir. Bu onu saplantılı ve saldırgan yapacaktır.
Soğumuş ve buz tutmuş bir yüreği ısıtmak, hesabın, kısa vadeli çıkarın kıskacındaki akla yeni ufuklar açmak… Tutkularının esaretindeki yaşamın dışında, belki bir şafağın ardında aranabilecek alternatif var olma biçimlerini besteleyebilmek…
21. yüzyılın ilk çeyreğine kadar ışık tutabilmiş Spinoza felsefesinin temelde neyi anlatmak istediği, neden Tanrı kavramı üzerinden yola çıktığı, nasıl bir çalışma planı oluşturduğunu kendi el yazmaları üzerinden anlamaya çalışacağız.
Dil bilimci dil ile düşünce arasındaki ilişkiyi ve etkileşimi açık biçimde gösterdiğinde anlaşılabilecektir ki, Yahudi ile Musevi, zenci ile siyahi, dile dökenin farklı toplumsal-siyasi kavrayışını verebileceği gibi kullanılan dil bunlar hakkındaki anlayışları da yeni baştan yapılandırılabilecektir.