Bilme, öncelikle bir tutkudur. Hakikate ulaşma, asıl olanı keşfetme ihtirasıdır. Hemen ardından özgürleştiricidir bilme.
Özgürlük yanılsamasının içinde yaşandığına kuşku yoktur bugün. La Boétie’nin gönüllü köleliği1, içinde yaşadığımız dönem için yazılmıştır sanki. “İnsanlar genel olarak öylesine cahildirler ki, yaşadıkları esaret, onlara özgürlük olarak sunulduğunda tereddütsüz kabul ederler” diyecektir Spinoza da.
“Bir Aşk Olarak Bilme” serisinin ikinci videosunda, çözümleyici bilgi ile kurtarıcı bilgi arasındaki ilişkiyi görmeye çalışacağız.
Bu sütunlarda yapılmaya çalışılan, modern zamanların düşünürlerinin izinden (ki bunların bir kısmı ekonomi politik filozoflarıdır) giderek, zenginleşmenin ancak özgürleşme ile birlikte bir anlam ifade edeceğini göstermektir. Aklın eşliğinde gerçek özgürleşme mümkünse, erdem de ancak ikisinin varlığında söz konusu olabilecektir. İnsan olan için açıktır ki; yaşam ancak bu durumda yaşanabilendir.
Zamanların öncesinden beri yaşıyordu birlikte iki toplum. Fillerle insanlar aynı geniş düzlükleri, ormanları paylaşıyorlardı. Yeteri kadar genişti topraklar. Yazılı olmayan bir anayasanın kurallarına uygun davranıyordu ikisi de.
Özgürleşme, öncelikle bireyin, modernleşmenin ufkunda kendini var etme arayışına denk düşecektir. Bedeni evet ama öncelikle düşüncesi ve duygusu ile kendini var etme arayışında olacaktır insan olan.
Filozof yatağından kalktı, kıvırcık kömür karası perçemlerinin ardından dünyaya baktı. Tabiat, işte her zamanki düzeni içinde onu bekliyordu sanki. Albatrosu gördü, aydınlandı yüzü. Yalnız olmadığını düşündü.
Bu videoda temel amacım, Spinoza’dan, Spinozyen bakış açısından sosyal bilimlere eğilmek, Spinoza’nın sosyal bilimleri nasıl algıladığını ,17. yydan başlayarak sosyal bilimlerin gelişimini rasyonalite ve özgürlük ışığında irelemektir.