Hangi 1492

Bilmeyen yoktur doğal olarak; uzun uğraşılardan sonra ancak ikna edebilecektir Kolomb Isabelle’i. Batı dünya tarihini dönüştürmeye hazırdır bu dönemde. Teknoloji mi olacaktır bu değişimdeki radikal dinamik, Leonardo da Vincili, Danteli, Kopernik ve Erasmuslu, köpük köpük dalgaların üzerinde zirveyi yakalama tutkusundaki insan düşüncesi mi bilinmez ama, bunların eşliğindeki Kolomb’un yeri ayrı olacaktır kuşkusuz bu süreçte. İlginçtir, Yahudiliği, egemenliği altındaki güneşin ülkesinden silmeye and içmiş fanatik Kraliçe, başka bir Yahudi’ye (muhtemelen bir dönmeye), Kolomb’a, yer yuvarlağının keşfini tamamlama iznini verecektir.

Rasyonel düşünce henüz diğer bir büyük Yahudi devrimciyi, Amsterdamlıyı beklemektedir. Isabelle fanatik ihtiraslarının buhurdanlığında Yahudiliği yok ettiğini düşünürken, Yeni Kıta’dan başlayarak Avrupa’nın uzak köşesindeki bir imparatorlukta, Osmanlı’da, ekonomik ve toplumsal hızlanmanın temel dinamiklerine istemeden de olsa katkıda bulunacaktır. Sombart’a göre dünyayı yeni baştan şekillendirecek kapitalizmin dinamik unsuru, Yahudiliği yer kürenin dört bir yanına ihraç edecektir.

Sombart, Weber, ilginçtir bir anlamda Marx için de büyük kadere, kapitalizme, teslim olmak veya direnmek, o günden bu yana bir şekilde Yahudilik sorunundan geçmeyi gerektirecektir. Sombart, pek katılmazsak da kapitalizmi Yahudilikle ilintilendirecektir. İspanya sürgünü, iktisatçıya göre kapitalizmi Avrupa ülkelerine ve yeni dünyaya yayacaktır.

Misafirliğe savrulan Yahudi, bir yandan da ev sahipliğine aday olacak ve tümden dönüştürmeye soyunacaktır yeni evini, dünyayı.

Bununla birlikte Büyük Türk’ünülkesinde olan bitenler Sombart’ın tezine kuşku ile bakılmasını gerektirecektir.

Büyük Sultan, Kapitalizm, Yahudilik ve Ötesi

Payitahtın ülkesi bu tarihlerde henüz kapitalizm öncesi dönemi yaşayacaktı. Teknolojik ve düşünsel düzeydeki birikimi bu büyük dönüşümü sağlayacak güçte değildi. Sezmiş olmalıydı bunu Büyük Sultan.

Sombart henüz kuşkulu yapıtını yazmamıştı ama Sultan devlet adamı olmanın optiğinden izliyordu dünyayı. Yahudi sanki uçurabilecekti onu; geri kalmanın tüm belirtilerini yok edecek, Rönesanssız, Reformsuz, teknolojisiz, olağanüstü bir kapitalizme taşıyıverecekti Osmanlı toplumunu ve ekonomisini.

Yeni Dünya’yı Moşe’nin asası ile dönüştüren! Yahudi, bu eski topraklarda da pekâlâ başarırdı bunu. Isabelle’in korku içinde bekleşen 1492 sürgünlerine niye yaşama güvencesi verilmesindi ki?

***

Tarih sübjektivitelerin karnavalı değildi ve Payitaht mutlaka kavramış olmalıydı tarihsel determinizmi; rastlantının ve mucizenin cehaletten başka bir şey olmadığını biliyordu mutlaka. Doğada yalan yoktu, Levinas ne derse desin, mucize de tesadüf de yoktu. Öyle ise tarihte de olamazdı bunlar.  Hegel de söyleyecekti aynı şeyleri. Kozmopolit Yahudi’nin, İnsan Yahudi’nin büyük onuru Amsterdamlı, çok daha önceden not düşmüş olmayacak mıydı tüm söylenenleri.

Sombart da Marx da gerçekliği eksik kavramış olsalar bile, doğru saptamalarda bulunmuşlardı kuşkusuz; payitaht, “sadık tebaa” olarak bilinecek Yahudisi ile olabildiğince eşit bir alışveriş istiyordu. İkisinin de ihtiyacı vardı birbirine. Büyük Türk’ün ülkesi askerigücünün doruğundaydı. Isabelle’in Yahudisi de, Batı bilim ve felsefesini zirveye taşıyanlardandı; Sultan üstünlüğünü Batı’ya kaptırmak istemeyecekti.

Kolomb’un halkı belki katkıda bulunabilirdi buna.

***

Şu yok olası kader, kendisine direnenleri yok eder demeyecek miydi Stoacılar. Spinoza’ya daha vardı ama Epiktetos çoktan söylemiş olmalıydı bunu. Determinist yasalarla örülüdür tarih ve Yahudi’nin bu topraklardaki varlığı buna uygun yorumlanabilirdi ancak. Kapitalizm ufukta belirdiğinde bir buyur eden ve sığınan ilişkisine indirgenemezdi tarih. Misafir eden ve konuk olan ilişkisi de tarihin varsa eğer yasalarını açıklayamazdı.

Kim bilir Agnon Bir Gecelik Misafir’inde buna benzer bir şeyler mi anlatmak isteyecekti?

Hangi 500. Yıl

“Kapitalist zihniyetin prototipi Yahudi” tezi, doğrulanamayacaktır bu topraklar üzerinde. Kuşkusuz salt Yahudi’ye ait olmayacaktır bunun sorumluluğu. “Bu köye kapitalizm uğramayacaktır bile” diye not düşecektir bir düşünür olan biteni kısaca açıklamak için.

Bunun sonucunda belki de, Amon Dei İntellectus’u1 dile getirecek çapta bir heretik düşünürü de olmayacaktır bu köyün Yahudisi’nin. Aykırılığın tadını ve hüznünü yüreğinde taşıyacak, Freud, Heine, Troçki… vs.den mahrum bir tarihe sahip olduğundan, Yahudi entelektinin özü de gelişemeyecektir bu toprakların Yahudi düşünüründe; Yahudilik içerilip aşılamayacaktır.

İspanya’nın Yahudisi parlak günlerinden arta kalan ölgün bir ışığa sığınacaktır artık. Var olmak, varlıklı olmak anlamına gelince, Yahudiliğin salt arkaik dinsel yapısı da bu görüntünün toplumsal-politik düzeydeki tamamlayıcısı olarak kullanılacaktır.

Bu toprakların Yahudisi, parlak uygarlıkların kavşağında yaşadığını unutacaktır. Entelektüel olmadığında, Yahudi toplumunun yönetimine, varlıklı olarak var olan, iş insanı talip olacaktır. Sermaye biriktirmenin toplum yöneticiliği için yeterli olacağı düşüncesinde olacaktır kuşkusuz bu kişilik.

Kapitalizmi dahi gelişmemiş toplumlarda kaçınılmaz olan, burada da geçerlidir artık. Varlıklı olarak var olan, özellikle ince politik hesapları (oyunları) iyi bilecek ve uygulayacaktır bundan böyle. Politik gerçekçilikten övünçle bahsedecek, etiği bir aksesuar olma konumuna indirgeyecektir.

Günümüzde sıradan Yahudi, düşük profilli bir var oluşu, yaşamının temel koşulu olarak benimserken, varlıklı olanın da ancak yüksek profilli bir duruş kabul edilebilir olacaktır.

Varlıklı olanın saygın ve önemli olduğu kabul edildiğinde düşük profilli Yahudi’nin adına konuşma yetkisinin – zaten var olmayan enetelektüele değil – zengin iş insanına ait olmasında şaşılacak bir şey olmayacaktır; düşük profilli halk, yüksek profilli olmaya çalışan elit(!) tarafından yönetilecek ve temsil edilecektir.

500 yıllık konuk tahayyülünün gerçekçi politika! adına resmileştirilmesi de bu aşamada ve bu elitin güdümünde gerçekleşecek ve bu toprakların görünmeyen Yahudisi’nin toplumsal tarihine not olarak düşülecektir.

İlginç bir Türk Yahudisi tahayyülü oluşturulacaktır, hem Yahudi hem Türk toplumunda. Son yarım yüzyılda hangi laboratuvarda üretildiği bilinmeyen Yahudi misafir tipolojisi, Türk (Müslüman) halk ama özellikle resmi makamlar tarafından memnuniyetle karşılanacaktır.

Hangi Yahudi

Ünlü “beş yüz yılcı” iş insanlarından biri, kuşkusuz varlıklı olmanın verdiği yetkiyle; “bu topraklarda Yahudilere karşı düşmanca bir duygu yoktur” deyiverecektir. Aynı kişi varlık vergisi maceralarını dile getirmekte bir sakınca görmeyecektir. Paradokslarını hangi çalışmaya dayandırdığını belirtmeye de gerek duymayacaktır.

Varlıklı olmanın var olmak için yeterli olacağını düşünen diğer bir ünlü iş insanı “500 yıllık konuk” söyleminin esrikliğinde, 1492 ruhunu yıldızlara taşıyacak ve bunun devam ettiğini söyleyecektir.

***

Zor olacaktır Doğu insanının ve tabii Yahudisi’nin bu türden söylemlerini hangi ruhsal savrulmalarda dile getirdiğini anlamak.

Descartes-Spinoza geleneğinin uzağında akıp giden tarihe aklın pencerelerini açmak, “500 yıllık konuk” efsanesinin toplumsal bilinç altındaki izlerini sürmek için tek yol olacaktır.

Devam edecek

1 Tanrı’ya entelektüel açıdan ulaşmak.

Görsel: René Magritte – The Empire of Light (1950–1954)

Yorum Yazın