Ekonomi Politik tarihsel olarak yeni bir dünyanın mimarı olma misyonu içinde hayat bulmuştur; hareket noktası önce “ben”in kendini keşfidir.

Montaigne ile başlayıp, Adam Smith – John Stuart Mill – Karl Marx ile olgunlaşan bir süreç olacaktır bu.

Kendini tanımak “öteki” olmadan mümkün olmayacağı için bu arayış ister istemez “karşı taraf”a yönelişi gerektirecektir.

Bu “kendiliğinden” “öteki”ne gidiş yeni toplumsal yapılanmanın temelini oluşturacaktır.

Ben”in kendini “öteki”nde arayış süreci içinde toplum olgunlaşırken bir düzenleyiciye ihtiyaç hissetmeyecektir.

Ekonomi politik, bir üst otoritenin müdahalesi olmadan, onun yol göstericiliğine ihtiyaç hissetmeden yeni toplumsalın inşasının temelinin atılması süreci olarak belirecektir.

Ekonomi politik “prensi” ve “rahibi” inkar etmeden ama onların ötesinde, toplumsalın oluşturulması misyonu içinde olacaktır. Bu, salt “rasyo”nun düzenleyiciliğinde bir toplumsal yapılanmaya da itiraz olacaktır bir anlamda.

Ekonomi politik bir bakıma alternatif bir toplumsal yapılanma projesi, arayışı olacaktır. Montaigne’de başlayıp, Adam Smith – John Stuart Mill – Karl Marx sürecinde bu arayış soluksuz devam edecektir.

Ekonomi politik bu arayışını yeni bir etik yapılanmanın içinde sürdürürken esas olarak felsefenin bizzat bir unsuru olacaktır. Arayışını uzun zaman felsefenin ve etiğin içinde, oradan kopmadan sürdürecektir.

Şimdi; kendini bir anlamda da olsa bu projenin mirasçısı olarak ilan eden “İktisat bilimi”nin artık ait olduğu yere, ekonomi politiğe dönüş vakti gelmemiş midir?

Günümüzün krizi biraz da bu ihtiyacın krizi olabilir mi?

Yorum Yazın