Metin Sarfati hocanın 62 yaşında aramızdan çok erken ayrılıp doğanın sonsuzluğuna karışmış olması çok sarsıcı oldu kuşkusuz. Metin hocanın ismiyle ilk defa Adam Smith üzerine verdiği konferanslar vesilesiyle karşılaştım. Bugün artık homo economicus denen insan tipinin sonu gelmiştir ve insanın kendisini insana dair economicus tasarımından kurtarması gerekmektedir. Her şeyini ekonomik hesap ve çıkar üzerine kuran insan tipinin tarihsel olarak artık bir geleceği kalmamıştır. Çağdaş insan kendisinin bir homo economicus olarak tasarlanmasına onay vermek istememektedir. Bir Adam Smith araştırmacısı olarak Metin hocanın bu gözlemleri dikkatlerimden uzak kalamazdı.

Hocamız iktisat öğrenimi görmüştü. Anlaşılacağı üzere homo economicus olarak tanımlanan insan tipinin eleştirisini geliştirmeye çalışıyordu. Bunun için felsefeden, şiirden, edebiyattan, insanlığın tüm zihin emeğinin ürünlerini kullanarak, modern insanın içine düşmüş olduğu uygarlık krizinden, hatta onun daha çok felaket dediği durumun içinden bir çıkış yolu arıyordu. Bu arayışında “anarşist” olarak tanımladığı Spinozacı düşünceyle bazı postmodern kavrayışları birleştirmeye çalışıyordu. Alternatif Adam Smith okumaları deniyordu. Bu çabaları onu doğal olarak Hegel ve Karl Marx ile buluşturuyordu.

Bu nedenle Medyascope’da bir Spinoza-Hegel (https://youtu.be/gFtkeHEGn4Y) söyleşisi yapmıştık. Son derece mütavazi ve cana yakın bir insandı. Bu söyleşimiz çok hoşuna gitmişti. Ağır Corona günlerinde insanların ölüm kalım mücadelesine düşünsel katkıda bulunmak ve moral vermek için bu söyleşimizi bir dizi başlık altında genişletip sunmamızı önerdi. Türkiye çapında geniş ilgi gören bu online etkinliklerimiz (https://youtu.be/lEZcknaJdXk) daha sonra başka etkinliklere de örnek teşkil etti. Etkinliklerimizin değişen tüm başlıklarında özgürlük kavramı vardı (https://youtu.be/ceV_keC017A). Gazeteci Olcay Aydilek ile beraber yürüttüğümüz “Filogazete” adlı haftalık canlı yayınımıza katıldı birçok kez (https://youtu.be/2NWMFYkOhJo).

Başka güzel planlarımız daha vardı. Voltaire’i, Adam Smith, Marx’ı anlatacaktık ülkemiz insanlarına. Büyük Alman şairi Goethe üzerine, David Ricardo hakkında sohbet ve söyleşiler yapmayı amaçlıyorduk. Son kitabı “Yahudi İnsandan İnsan Yahudi’ye” hakkında tartışmalar yapacaktık. Bu planlarımızın hepsi şimdi onun için de gerçekleştirilmek üzere bana miras kalmış durumda. Metin Sarfati, yaşamının son haftalarında ve aylarında insanlığı yorulmadan sürekli içine düştüğü felaket durumu karşısında uyarmaya çalışmıştır. Aşağıda onun bu konudaki düşüncelerini yaptığı bir konuşmadan hareketle özetlemek istiyorum.

İnsanlık Ahlaki Bir Var Oluşa Sahip Olmalıdır

“Ahlaki olarak var olmayan, var olamaz.” 27 Ocak 2021 tarihinde Medyascope’da “Görünen & Görünmeyen” programına konuk olduğu bir konuşmasında Primo Levi’den muhtemelen biraz dönüştürerek bu cümleyi aktarıyor. Muhtemelen dönüştürerek diyorum, çünkü aynı yayında aynı cümleyi biraz farklı aktarıyor: “Ahlaki olarak mümkün olmayan bir şey var olamaz.” Her iki alıntı da aynı anlama geliyor. Metin hocamız bunu Primo Levi’den aktarıyor. Ama aslında bu bir cümle onun tüm entelektüel çabasının içeriği ve anlamıdır diyebiliriz. İnsanlığı, içinde yaşadığımız insanlığın kendisinin sebep olduğu felaketlerle dolu çağdan çıkış için bir perspektif olarak sunuyor bunu hocamız.

Belki, ahlaki olmayan o kadar çok şey var ki var olabilen, diye karşı çıkacağız bu cümleye. Böyle bir itiraz yanlış olmayacaktır ve Metin Sarfati de zamanımıza veya çağımıza dair yapmış olduğu teşhisinde çağımızın ahlaki bir var olmaya sahip olmadığını göstermeye çalışıyor. İnsanlarda, içinde yaşadıkları çağlarına ilişkin bir tarih ve durum bilinci oluşması için, insanlığın tüm tarihi boyunca oluşturmuş olduğu düşün mirasından, gerekirse veya belki de ilkesel olarak eklektik bir şekilde, kendisine herhangi bir sınır koymadan yararlanmaya çalışıyor Sarfati. Yeter ki insanlarda, yaşadıkları zamanda içinde bulundukları apokaliptik duruma ve bundan çıkışa ilişkin bir çıkış bilinci oluşsun. Metin hoca, “Ahlaki olarak var olmayan, var olamaz.” derken yanlış ve çarpık bir var oluşun mümkün olmadığına işaret edilmek istenmektedir. Bu aynı zamanda ‘insan nedir?’, ‘insan nasıl yaşar?’ sorularına da bir yanıttır. İnsan ahlaki bir varlıktır ve onun için ancak ahlaki bir var olma gerçek bir var olma olabilir.

İnsanlık Felaketin İçine Düşmüştür

Sarfati’ye göre felaketin önlenmesi artık mümkün değildir, çünkü felaket zaten çoktan gelmiştir ve apokaliptik sona doğru hızla ilerlemektedir. Ahlaki var olma olmayan, gerçek ve doğru var olma olmayan bu durumdur. Modern insanlık nihayet kendi kaderini kendi eline aldığını sanmıştır. Fakat gelinen durum, bunun bir bilinç yanılsamasından başka bir şey olmadığını gelinen durum açıkça göstermektedir. Bunun sorumlusu kimdir diye sorar Metin hoca. Hocamız burada Jean Jacques Rousseau’nun Lizbon depremine dair Voltaire karşı sergilemiş olduğu değerlendirmesinden yararlanır. Rousseau, Voltaire’e karşı dünyada olup bitenlerden, iyiden de kötüden de sorumlu olanın insanın olduğuna vurgu yapmaktadır. “Bu dünya üzerinde ne olursa tek sorumlusu biziz.” Rousseau bu belirlemeyi yapmak ile insanın dünyayla kurduğu ilişkide yeni bir dönemin başlatıcısı olur. İnsan yalnızca dünyada olup biten iyiden değil, insan aynı zamanda dünyada olup biten kötüden de sorumludur. İnsan tam ve ahlaken sorumlu bir varlık yapan budur.

Fakat insanlık savaşlar, pandemi veya tam salgın, ekolojik kriz, ekonomik kriz, iklim değişikliği gibi sayısız krizlerin, eş deyişle felaketlerin içine düşmüştür. Metin Sarfati, işte bu duruma apokaliptik durum diyor. Bu durumu apokaliptik yapan her şeyden önce insanlığın içinde bulunduğu kendi durumu üzerindeki hâkimiyetini kaybetmiş olmasıdır. İnsanlık böylece kendi kaderini tayin edebilen özne olmaktan çıkmıştır.

Metin Sarfati hoca bu durumu izah edebilmek için filozof Günther Anders’in kendi açısından anlattığı Nuh hikâyesini nakleder. Buna göre Nuh bir gün külden bir elbise giyerek köy meydanına gelir. Bunu gören halk ona bu halinin ne olduğunu, neden külden elbise giydiğini sorar. Nuh halkına giydiği elbisenin adının aslında “hakikat elbisesi” olduğunu söyler. Metin hoca açısından insanlığın içinde bulunduğu durum, yani hakikat bu kadar yakıcıdır, bu kadar can alıcıdır. Nuh durumu merak eden halka ortada olan sayısız ölüye işaret ederek açıklar. Fakat ortada bir ölü bulunmamaktadır. Ölü kimdir, ölüler nerededir?, diye sorar insanlar. Nuh onlara ölü sizlersiniz, sizler yarın öldünüz der ve kendilerine yarın ne olacağın görmek için şimdiki mevcut durumlarına bakmaları gerektiğini salık verir. Geleceğin mümkün durumunu görmek için şimdiki duruma bakmak yeterlidir. İnsanlık gelecekte yani yarın öldü. Öyleyse Metin Sarfati’ye göre insanlık bir ölüm-kalım tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Çare İnsanlığın Kurtuluşunda

Sarfati hocaya göre apokaliptik durumdan çıkış, her şeyden önce ancak ilerlemeyi koşulsuz mutlaklaştıran, her şeyi ilerleme için araçsallaştıran numerik akıldan kurtulmakla mümkün olabilecektir. Sarfati hoca, bugünlerden çok yaygın olan her şeyin faturasını René Descartes’a kesen yüzeysel yaklaşımı reddeder. Ona göre mevcut durumda hâkim olan ve sürekli dataları toplayıp işlemekle meşgul olan ‘numerik akılın’, Descartes’ın ve Baruch de Spinoza’nın önerdiği akılla bir ilişkisi kalmamıştır. Mevcut hâkim numerik akıl, gerçeğin bilgisine dayanmaz. Modern klasik aklın bir bilgi ve gerçek kaygısı vardır. Fakat mevcut numerik aklın hâkimiyeti korumak için dataları veya verileri toplamak ve işlemekten başka bir şey yapmaz. Bu akıl kendisini ateşten gömlek olmuş olan hakikati muhafaza etmekle yükümlü görürken, Metin hocaya göre her şeyden önce Spinozacı akıl eleştirel özgürlükçü bir aklı temsil eder. Numerik akıl, Descartesçı ve Spinozacı farklı olarak bilgiden korkar. Emperyal numerizm bir tutsaklık durumudur. Bu tutsaklık durumundan kurtuluş konusunda Metin Sarfati bir kurtarıcı göremez. Ne Daniel vardır ne de Marx; hatta artık Nuh bile yoktur. Metin hoca bu konudaki karamsarlığını hep korudu. Fakat çaresiz bir şekilde hep yeniden ve yeniden insanlığın giydiği ateşten gömlek konusunda uyarmaktan geri durmadı. İnsanlık içine düştüğü bu apokaliptik durumdan ya çıkacak ya çıkacaktır.

Doğan Göçmen

Yorum Yazın