Allais’nin Arayışı…

Yalnız ve anlaşılamamış bir bilim adamı Allais kendi deyimiyle…

Aslında fizikçi… Bilimin, araştırmanın ve fiziğin sevdalısı… Sosyal bilimlere ve ekonomiye daha sonraları ilgi duyuyor. Özellikle ışık hızı ve yer çekimi üzerine yaptığı çalışmalar ve sağladığı katkı NASA tarafından “Allais etkisi” olarak adlandırılıyor.

Fizik bilimci olmanın getirdiği yöntemsel alışkanlığı ekonomide de sürdürüyor. Temel sorunu muhtemelen Walras’ın da etkisi ile ekonomide fiziktekinin benzeri yasaların varlığını ortaya çıkarmak. Fizikteki süreklilik, tekrar ve evrenselliğin ekonomide de var olduğunu kanıtlamak.

Allais’nin yalnızlığı ve özgünlüğü buradan itibaren başlıyor olmalı. Dünyası sıradan bir bilim adamının dünyasından farklı olacak bundan sonra.

Kendisi için şöyle diyor: “Benim yöntemim hiçbir zaman teoriden hareket etmek olmadı. Her zaman tekil olgulardan yola çıktım. Aksi takdirde, teorinin dünyasında tatmin edici bir açıklamaya varılamayacağını düşündüm.”

Fizikçi Allais, bu anlamda özgünlüğünü, sonradan merak saldığı ekonomi bilimine de taşıyacaktır. Walras gibi o da saf ekonomiyi oluşturma peşindedir ama matematiksel sofistikasyonun büyüsüne kapılmaya başlayan iktisat disiplinini aşırı soyut bir dünya içine hapsolmakla eleştirecektir. Deneyi övecektir. Oradan elde edilen verileri önemseyecektir.

Benim için tek ölçüt diyecektir Allais; “Gerçeğin, deneyin verileri ile uyum sağlamasıdır.” Bu bilimsel savunuyu daha sonra siyasal pozisyonuna yapılan saldırıları göğüslemek için de kullanacaktır.

Yalnızlığı, bir ekolün kalıbına sığamamış olmasından mı kaynaklanmıştır bilinmez ama bu onun hiçbir zaman ayrılmadığı ülkesi Fransa’da düşmanlarını arttıracak ve Nobel ödülünü tek öğrencisi saydığı Dêbreu’den ancak beş yıl sonra almasına neden olacaktır.

Allais’ye göre tüm ekonomilerin temel sorunu iktisadi düzeyde olabildiğince maksimum etkinliği sağlarken, aynı anda toplumun tüm üyelerince makul sayılabilecek bir gelir dağılımının da elde edilmesidir.

Saf ekonomiye yaptığı katkılar bir yana, “liberal” Allais’nin filozofça değerlendirilmesi Aron’un ustalıklı vurgusu ile özetlenebilir. Aron’un deyişiyle Allais’nin temel ilkesi; sosyalistlere gerçek liberalin en az onlar kadar sosyal adalet isteyeceğini, liberallere de piyasa ekonomisinin etkinliğinin gelirlerin makul dağılımını kendiliğinden sağlayamayacağını söylemekle özetlenebilir.

Liberalizm, Allais için öncelikle çıkara dayanan bir perspektif değil, bilimsel titizliğin temel koşuludur. Bu anlamda Allais için bireysel çıkar üzerine yapılandırılan iktisadi özgürlük bir anarşiye dönüşmemeliydi. Bireysel çıkardan genel çıkara gidişin yolu düzenlemeler ile oluşturulmalıydı. Bu durumda iktisadi özgürlüğün temeli güçlü ve düzenleyici bir devlette yatıyordu.

Piyasa Allais için vazgeçilmez bir araç olmakla birlikte hiçbir zaman evrensel bir çözüm niteliğini taşımadı.

Hayek’in 1947’de topladığı Mont-Pelerin’i imzalamayarak yalnızlığını ve dışlanmışlığını arttırdı. Yapılacak bir şey yoktu; Hayek’in mülkiyeti kutsallaştırmasına katılmıyordu. Emek harcamadan salt mülkiyete dayanan gelirlerin artmasının makul bir nedeni olamayacağını düşünüyordu.

Piyasa ekonomisinin yanında ama devletsiz, kuralsız ve kendi deyimiyle “bırakınız yapsınlar”cılığın tümüyle karşısında olacaktır. “Bırakınız yapsınlar”cı bir toplum çünkü mutlaka zayıfın zararına çalışacaktır. Bu tür bir ekonomik düzen, hümanizma adına bütün kazanımları yıkacak bir düzendir.

Gerçekten de liberalizm olarak bugün bize tanıtılan, yaşatılan, etik ve toplumsal çerçevesinden koparılmış, kendini yok etmeye çalışan hazır bir canavar değil midir?

Liberalizmi ve sosyalizmi uyumlaştırma çabası Allais’yi alternatif bir iktisadi çözüm bulmaya itmişti. “Rekabetçi planlama” önerisi ile sosyal refahı maksimuma ulaştırmanın mümkün olacağını ileri sürdü. “Rekabetçi planlama”, “bırakınız yapsınlar” ile “totalitarizm” arasında Allais’nin önerdiği bir üçüncü yol olarak da düşünülebilir. Hatta iktisadi işletmecilik, bölüşüm, küresel düzen ve denge problemlerine getirilmiş bir arayış olarak da algılanabilir. Allais için rekabetçi planlama etkin bir metottur.

Liberal anlamda bir planlama oluşturmayı düşledi. “Rekabetçi planlama” önce ülkesi Fransa için tasarlanmışsa da aynı zamanda kıta Avrupa’sı ve az gelişmiş ülkeler için de bir kalkınma önerisiydi.

Temel arayışını, iktisadi etkinlik ve adalet amaçlarını sosyalist planlamada ve piyasada bulamayan Allais için “rekabetçi planlama” bir çıkış yolu oldu.

Bugünün Dünyası veya Finansın Dünyası 

Henüz 1996 yılında Allais bugünkü küresel kumarhaneyi görmüşçesine şöyle diyordu: “Artık ekonomiden bahsedemeyiz, var olan küresel çapta bir gazinodur. Ancak uygun bir kurumsal düzenlemede yararlı olabilecek olan spekülasyon, bugünün kurumsal çerçevesinde istikrarsızlık yaratıcıdır, zararlıdır ve yok edicidir.”

Bugünün küreselleşmesi veya finansal küreselleşme borca dayanıyor. Kum üzerinde yükselen bir piramidi andırıyor finansın dünyası… Her an çatırdayabilecek olan bir dünyanın mimarı finans. Allais, 2008 krizinden on yıl önce söz konusu çöküntüyü tümüyle görüyor, önlenemez olacağının altını çiziyor.

Finansçıların ve spekülatörlerin egemenliğine girmemiş küresel bir ekonomi oluşturmak mümkün müdür? Spekülatif kârların dinamiğine bırakılmış iktisadi büyümenin dışında bir dinamik oluşturulabilir mi? Küresel ekonominin kendini yok etmesi nasıl önlenecektir?

Allais de devasa borçların ve spekülasyonun bugünkü krizin temelinde yattığını düşünüyordu. Allais’ye göre merkezi olmayan hiçbir ekonomi, borcun sürekli ötelendiği ve değerinin belirlenemediği bu tür bir düzene dayanamaz.

Gerçekten de en basit hilelerin önemli finansal buluşlar olarak sergilendiği bugünkü ekonominin yapısı, sonsuza kadar borç üzerine yapılandırılabilir mi?

O anda gerçekten var olmayan kimi varlıkların satılmasını mümkün kılan ve böylece ödemeden satın alma imkânı getiren vadeli piyasaları suçlayan Allais, alacakların ve borçların endekslenmesini ve böylece gerçek değerlerine taşınmasını ekonominin büyük dalgalanmalarının önüne geçebilecek bir önlem olarak görüyordu. Endeksleme yolu ile borçların şeffaf hale getirilmesi krizin boyutlarını azaltabilir miydi? En azından belirsizlik makul bir düzeye getirilebilir miydi?

Allais’ye göre endeksleme uzun vadeli tasarruf oranını arttırabilecektir.

1990’da şöyle diyordu: “Bir ekonomi geleceğe dair belirsizliklerini azaltabildiği oranda etkin olur. Bugünkü dünyada, bir ay sonrasında dahi; faiz oranlarının, paranın değerinin, borsa kurlarının ne olacağını bilecek kimse yoktur. İstikrarsız ve tehlikeli bir dünyada yaşıyoruz.”

Borç üzerine oturmuş bir uygarlık belli ki Allais’yi haklı çıkarıyor.

Allais kimilerince sözü dinlenmemiş bir peygamber…

O kadarını bilemiyoruz ama 2008’den bu yana bitmek bilmeyen kriz, etik üzerine yapılandırılmış bir liberalizmin anlamı üzerine de söyledikleri dikkate alındığında Allais’yi doğrulamıyor mu? 

Yorum Yazın