Kutsal yeri ve göğü kapsadığında – VI

İktidar tekelleştiğinde…

 

lessing

Yahudilik tek bir kavrayışın dışında gelişmiştir.

Bu dizide, bir gazete köşesinin elverdiği ölçüde, değişik zaman dilimlerinde değişik limanlara uğradık. Yahudiliğin, fırtınalı denizlerdeki inanılmaz yolculuğunda, kutsalın insanla buluşmasını izledik. Diğer iki büyük tek tanrılı dinin de gelişini kolaylaştıracak bu gelgitli sularda, bugünün dünyası ve sahne olduğu şiddetin değişik şekillerde kutsanması üzerine çeşitli ipuçları yakalamaya çalıştık. Eğer okuyucu bu bulguları en azından üzerinde düşünmeye değer bulursa yolculuğun bu bölümü istediği amaca ulaşmış olacaktır.

Carl Schmitt[1]’in, devletin mutlak ve tek güç olmasının sonuçlarını ele aldığı şemasının aynısını kutsalın tek egemen olmasına uyguladığımız tahlilde, şimdilik söylenebilecek olan, tarihsel ve düşünsel zamanda yapılan söz konusu yolculukta kimi ilginç sonuçlara varılmış olunduğudur.

Öncelikle ileri sürülebilecek olan Yahudiliğin (çoğunlukla sanıldığı gibi) tek bir tanımının olmadığıdır.

Tarih sahnesinde yerini almaya başlamasından bugüne kadar Yahudiliğin tanımı durmaksızın farklılaşacaktır gerçekten de.

Abram’dan Musa’ya değişecek olan Yahudi olmanın anlamı, Abram’ın kendi yaşam süresi içinde dahi düz bir yol izlemeyecektir; Abram, gördük, değişik tarihsel zamanlarda ve coğrafyalarda sadece Yahudiliğin değil, diğer halkların da babası olarak anılacaktır. Fenikelilerden Asurlulara, oradan Helenlere büyük saygı ve sevgi uyandıracaktır bu kişilik.

Yer üzerinin yasasını inşa etmeyi ve göğün iktidarını yere indirmeyi üstlenecek olan Musa ise Abram’ın Yahudilik kimliği tanımında, ondan radikal bir şekilde yolunu ayıracaktır. Öylesine kökten olacaktır ki bu ayrılış, Aziz Paul’e halkları ve dinleri birleştirme ütopyası içinde ünlü cümlesini söylettirecektir. “Abram’a dönelim!” diye seslenecektir, bugün Ortadoğu denilen o zamanın dünyasının merkezinden. Ayrılığı ve ayrıcalığı (exclusivity) reddedecek, çareyi tüm halkların babalığını üstlenecek olan Abram’a sarılmakta bulacaktır Paul.

Dalgalı denizlerde bitmez çileli Yahudiliğin, çalkantılı yolculuğu devam edecek, büyük Helen uygarlığı ile karşılaşmasında aynı zor yol ayırımında bulacaktır kendisini. Reformist olarak adlandırılacak bir bölüm Yahudi, evrenselleşmeyi ve bunun için yabancı kültürlerle bütünleşerek yeni bir varoluşu önerirken, diğer bölümü de radikal-muhafazakâr bir tutum içinde, geleneksel bir “Musa ve Torası” yorumu içinde kalacaktır. Kurtuluşa götüren ve yer üzerinin yasasını yazmaya dönük bir siyasal önder olarak kabul edilecektir aslında Musa. Kendisine koşulsuz uymayan Yahudi olmayacağına göre, değişik kültürlere, mesela Helen kültürüne ve yasasına kucak açan Yahudi olamayacaktır bu düşünceye göre.

Devletin kendi uyruğu için birleştirici, diğerleri için ötekileştirici tanımı artık kutsalın varlığında da anlam bulacaktır. ‘Ben’ ve ‘öteki’ algısı, tek tanrılı dinin sözlüğüne yerleşmiş olacaktır. İçe kapanma Yahudi olarak var olmanın tek yolu olacaktır bu kesime göre.

Schmitt doğrulanmış olacaktır; çatışma ve savaş kapıdadır artık.

Yahudi olmanın tanım ve koşulları reformcularla, radikal tutucuların bilek güreşleri içinde kâh o tarafta kâh bu tarafta yaşam bulacaktır.

Modern zamanların başından itibaren yol ayırımları daha da çetrefilleşecektir. Aydınlanmacı Mendelssohn[2] ve Lessing[3]’in yaklaşımlarında, Yahudilik köhnemiş iktisadi ve kültürel yapıdan kurtarılmaya çalışılacaktır. Yahudi artık her şeyden önce rasyonel olandır.

Ayırıcılık ve ayırımcılık eleştirisi ve karşıtlığı yeni reformistler tarafından tekrar gündeme getirilecektir.

Yahudiliğin serüveninin hazin bir aşamasında ise, tarihin garip bir cilvesi ile Schmitt sanki doğrulanacak, kendi dışında herkesi düşman edecek olan Alman faşizmi, Yahudilerin arasında bir fark gözetmeyecektir. Tümü ortadan kaldırılmak istenecektir.

Kâbus bittiğinde nihayet İsrail’de sakin bir liman bulduğunu sanacaktır Yahudilik.

Fakat tarih geldiği yolu unutmayandır: Yahudi hâlâ tanımlanamayan olacaktır. Reformistlerle, tutucular mevzilerine daha da sıkı bağlanacaklardır.

İsrail’de tarihsel çatışma, Yahudiliğin tanımı üzerinden bugün dahi devam edecektir.

Tarih bu çatışmada, yer üzerinin yönetimini de kutsala bırakmak isteyenlerin sorumluluğunu işaret etmekten kaçınmayacaktır.

Moses_Mendelssohn

Kutsal yer üzerini de inşaya soyunduğunda

Spinoza devlete barışı tesis etme görevi yüklediğinde aslında yer üzeri krallığını kutsalın etkisinden de arındırmayı amaçlamıştı. Tarihi, büyük filozof doğru kavrayacaktı.

Schmitt ise kutsal bir görev yüklemişti devlete nerede ise: Devlet savaşacak olandı. Devlet birleştiren olduğu kadar ayırandı ve kaçınılmaz olarak savaşandı.

İlave edildiğinde, gördük ki Yahudilik ve diğer kutsallar da birleştirici ve ayırıcı olacaktı tarihsel süreç içinde. Yahudilikte de kutsala reformcu bir optikten yaklaşanlar birleştirici, muhafazakâr bir açıdan yaklaşanlar ayırıcıolacaktır. Dünyaya açık olanlar, reformcular insanlığı tüm çiçek bahçeleri ile kucaklarken, tutucular kendi ait oldukları grupla birlikte soyutlanmak isteyeceklerdir tüm dünyadan…  Kapılarını kapatmak isteyeceklerdir değişik müziklere, şiirlere ve tatlara. Kapanmanın çürümeye yol açacağının biyolojik bir yasa olduğundan habersizcesine, kendi yarattıkları hayaller içinde kendilerinden geçeceklerdir.

Freud’un deyişi ile sahip olduklarını varsaydıkları farklılıklarla kendi ‘narsisist’ yapılarını besleyeceklerdir.

Fanatizmleri de narsisizmlerinden beslenecektir. Toplumsal narsisizmin de bireysel narsisizmin de çürütücü yanları olduğundan, ikisi de tarihin atık kutusundan besleneceklerdir. Ayrıştırıcı olanla narsisist yapı birbirini besleyendir çünkü.

İkisi de köleliğin karanlığını özgürlüğün aydınlığına tercih eden olacaktır.

Bireysel ve toplumsal olarak bu yapı içe kapanık olacaktır. İster istemez kendini beğenmiş olacaktır. Filozof Valéry uyaracaktır: “Narsisist mutlaka karşı taraftan onay isteyecektir. Ama karşı taraf aşağı görülmek istemediği için bu onayı vermeyecektir. İki tarafın da öfke patlamaları kaçınılmazdır bu durumda.”

Büyüyecektir nefret: Ayrıştırıcı olanın öteki ile ilişkisi ancak şiddet yoluyla sağlanabilecektir.

Yer üzeri krallığını kutsaldan Izdevir alıp akla vermeyi öneren Spinoza onun için birleştirici ve şiddet karşıtı olacaktır.

Ayrıştırıcı olan şiddeti kışkırtan olacaktır.

 

Sonuç

Georg Simmel[4], dinselin içsel bir ihtiyaç olduğunu, ortadan kaldırılamayacağını ileri sürer.
Bu kabul edildiğinde gördük ki, bu ihtiyacın somutlaşarak yer üzeri yönetimine de talip olması tarih boyu şiddet de getirecektir.

Dizinin önümüzdeki son bölümünde bugünün dünyasında bunun olasılığını tartışacağız.

 

NOT

1) Carl Schmitt, Alman hukukçu, Katolik filozof, siyaset kuramcısı ve hukuk profesörü.

2) Moses Mendelssohn, Aydınlanma Çağı filozofu ve Avrupalı Yahudilerin aydınlanması olarak bilinen Haskala’ya giden yolu açan düşünür.

3) Gotthold Ephraim Lessing, Alman yazar, filozof, gazeteci ve Alman Edebiyatının ilk önemli eleştirmenidir. Aydınlanma Çağı’nın önde gelen temsilcilerindendir.

4) Georg Simmel, Alman Sosyolojisinin kurucularından Alman sosyolog ve filozof.

 

Hakkında

Metin Sarfati İstanbul’da doğdu. Toplumsal sorunlara ilk ilgisi okuduğu Galatasaray Lisesi’nde oluştu. İstanbul Üniversitesi “İktisat Fakültesi’nde” Yüksek Lisansını tamamladıktan sonra akademik yaşamına ara verdi. Daha sonra yine İstanbul Üniversitesi “İktisat Fakültesi’nde” Doktorasını tamamladı. Doçentlik ünvanını Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Fransızca Kamu Yönetimi bölümünde “İktisadi Düşünce Tarihi” alanında aldı. Aynı bölüme Profesör olarak atandı. Görev süresi boyunca Fransa’nın çeşitli Üniversitelerinde -burslu, burssuz- olarak bulundu, “davetli öğretim üyesi”, “professeur invité” olarak ders verdi. Disiplinler arası bir yaklaşım: Fiziki gerçeklik gibi insan ve topluma ait realite de son derece komplekstir. Tek bir disiplinin boyutları içinde kavranabilmesi çok güç, hatta imkansızdır. Yazar buradan hareketle merceği altına alacağı insan ve toplumu multi-disipliner bir yaklaşımla irdeleyecektir. İktisadi düşünce tarihi ona bu konuda aradığı araçları verecektir. Bu anlamda kendini iktisatçı olmaktan çok ekonomi politikçi olarak niteleyecektir. Bu tercih onun çalışmalarını Leon Walras’ın “saf bir bilim olarak iktisat” tanımının ötesinde geniş bir alanda yürütmesine imkân sağlayacaktır. Ekonomi politik tanımı itibariyle kompleks olanı, realiteyi öncelikle felsefenin ve hemen ardından tarihten psikolojiye oradan estetiğe çeşitli disiplinlerin katkısı ile aramasına imkân sağlayacaktır. Ama tabii ki asıl çıkış noktası insan bilimlerinin ilk yoğurulduğu alan olan edebiyat olacaktır. Edebiyata ve tarihe bakmak toplum bilimciye hem sonsuz bir hazine sağlayacak hem de onu donmuşluğun ve dogmacılığın kolaylığından kurtaracaktır. Yayımlanmış Eserleri Kitaplar • Uygarlığın Bunalımı: Psikanalizin ve İktisadın Kavşağında Bir Analiz Denemesi (2014) • Ekonomi Politiğin İnsanı Kim’dir? (2010) Ortak Kitaplar • Liberalizmi Yeniden Düşünmek (2016) • İktisat Sadece İktisat Değildir (2015) • Edebiyattaki İktisat (2014) • İktisatta Bir Hayalet: Karl Marx (2012) • İktisatta Yeni Yaklaşımlar (2011) • “Darwin ve Evrimsel İktisat Sempozyumu” (2011) • Görünmez Adam Smith (2010) • Tarabya Çalışmaları (2009) Ortak İngilizce Kitap • The Science And Education At The Beginning Of The 21st Century In Turkey, Volume 3 (2013) Türkçe Makalelerden Bazıları • Bir “Kentin ve Bilgesinin” Bugüne Dersleri (2017) • Nihilizmin Dönüşümü mü? III (2016) • Nihilizmin Dönüşümü mü? II (2016) • Nihilizmin Dönüşümü mü? I (2016) • Kemer Sıkmaya Hayır. Ama…III (2016) • Kemer Sıkmaya Hayır. Ama…II (2015) • Kemer Sıkmaya Hayır. Ama…I (2015) • Savaş-Terör-Şiddet-Yalnız İnsan ve Ötesi (2015) • İstekten Arzuya veya Arzunun Kıskacında (2015) • Bir Ütopya Olarak İktisatta Çoğulculuk veya “Ekonomi ve Toplum” (2015) • Rousseau’nun Ütopyası (2015) • Zenginlik, Lüks ve Erdem Üzerine (2015) • Bir Fobinin Düşündürdükleri (2014) • Etiksiz Kalmış İktisat Şiddet Üretiyor mu? (2014) • Haziran-Temmuz’un Anımsattıkları veya Romantizmin Hüznü (2014) • Siyasetin Gerçeği-Etiğin Ütopyası (2014) • Smithyen Liberalizmden Hayekyen Neoliberalizme veya İnsanlık Durumu (2014) • “Eros Thanatos’a mı Koşuyor?” (2014) • Rousseau’da Kötünün ve Ekonomi Politiğin Anlamı (2013) • Eros-Thanatos Sarmalındaki Uygarlık veya Freud’la Keynes’in Yanılgısı (2013) • Anın, Şiddetin ve Hızın Egemenliğindeki İnsan (2013) • İktisat, Şiddet ve Hız (2013) • Yeryüzünün İktidarı İnsana Devrolurken veya Ekonomi Politiğin Anlamı (2013) • İktisatın Dünyasında Ahlak Felsefesine Gerek Yok mu? (2013) • Disiplinler Üstü Bir İktisatçı, Yaşamını Yitirdi (2012) • “An” “Zamana” Karşı (2012) • “Hız’a ve Şiddete” Övgü! (2012) • Keynes “Temkine ve Tasarruflu” Davranışa Niye Karşıydı? (2012) • “İktisadın Gizemi, İktisadın Geleceği” (2012) • Marx, Marxizm ve “Yahudilik Sorunu” (2011) • Spinoza - Smith ve İktisat Teorisinin Kısa Bir Eleştirisi (2011) • Marjinalist Dönüşüm ve Bugünün Dünyası (2010) • Smith Darwin’i Etkilemiş midir? (2010) • Reel ile Sürreelin Kavşağında, Kriz (2010) • Krizin “Fırsatları” (2010) • Genelde “Felsefe-Ekonomi Politik”, Özelde “Estetik-Ekonomi Politik” Düzeylerinin Etkileşim ve Belirlenme Süreçleri (2010) • İktisat “Borçlu Uygarlık veya Maurice Allais” (2010) • Ekonomi Politiğin İnsanı Çıkardan mı İbarettir? (2009) • Hume – Smith Sürecinde Birey – Toplum Geçişliliği Sağlanabilmiş midir? (2009) • İktisadın Etiği (2009) • Ekonomi “Saf Bilime” Dönüştürülürken (2009) • Krizin Düşündürdükleri (2009) • Ekonomi Politiğin İnsanı Kim’dir? (2009) • Bu Kriz Kimin Krizi? (2009) • Görünmeyen El Metaforu (2008) • Klasikler, İktisat ve Ahlak (2007) • Üniversite ve İktisat Eğitimini Yeniden Düşünmek (2007) • Zor Bir Beraberlik : Rasyonalite ve Demokrasi (2007) • Smith’te Bütünlük Sorunu (2007) • İktisadi Düşünceler Tarihinin Önemi (2007) • Rasyonalite ve Neoklasik Kuram (2005) • Rasyonalite-Homo Economicus ve Klasikler (2004) • Tobin Vergisi (2003) • Finansın Liberalizasyonu (2003) • Büyüme Devam Edecek mi? (2003) • Ekonomi ve Savaş (2003) • Sürdürülebilir Bir Gelişme Mümkün mü? (2002) • Fransız Ekonomisinde Resesyon Sorunu (2001) • Latin Amerika’nın Gündemi: “Dolarizasyon” (2001) • İktisat “Bilimi” Üzerine Tartışma (2001) Fransızca Makalelerden Bazıları • L’influence de la “Pensee de List” sur la “Turquisation de l’économie” dans la Jeune Republique Turque (2014) • Spinoza – Smith et Une Critique de la Théorie Économiqué (2012) İngilizce Makalelerden Bazıları • Freudian Keynes : Spending Man and Spending State (Sevinç Orhan & Metin Sarfati 2015) • Marginalist Tranformation and Today’s World (2010) Denemelerden Bazıları • An Ebedileşirken Sanallaşan Gerçeklik veya Trump’ın Tweetleri (2017) • İktisadi Büyüme Neden İstenir? (2017) • Uzun Sürmüş Bir Yaz (2016) • Filler, Zebralar ve Ötesi (2016) • İklim Değişikliği Asya’nın Büyük Su Kaynağını Yok Ediyor (2015) • Fanatizm, Şiddet ve “Bernard Amca” ve Ötesi (2015) • Jaurés’i Niçin Öldürdüler? (2014) • Şiddet, Şiddet, Şiddet (2014) • Kristal Gecesi (Kristallnacht) veya Nefretin Oluşturulması (2013) • İş Aramıyor musunuz? (2013) • Zenginleşme - Özgürleşme Özdeşliği Yanılgısına Dair (2014) • “Gösteri Toplumu Yazarını Yitireli 19 Yıl Oldu” (2013) • Fukuşima veya Uygarlığın Bunalımı (2013) • Kim Demiş “Mutluluk Parayla Olmaz” Diye? (2013) • La Bruyére’den Molière’e İnsan Tabiatının, Smithyen Ekonomi Politikteki Yeri ve Anlamı Üzerine Bir Deneme (2012) • “Uyuşturucu Kullanma”manın Yararları Üzerine (2010) • Bu Kriz Kimin Krizi (2010)

anasayfa kategorisine gönderildi