Kutsal yeri ve göğü kapsadığında – V

Ibrahim-Father-of-All-Prophets

Musa yolunu İbrahim’den ayırdığında…

 

Yola İbrahim’le koyulurken…

Tekrar ve kısaca hatırlatmakta yarar var; Bu yazı dizisinde, kutsalın şiddetle ilişkisi tahlil edilmeye çalışılmaktadır. Bu kaçınılmaz olarak tarihsel ve düşünsel düzeyde bir iz sürmeyi gerektirmiştir.

Hemen belirtmek gerekir ki yapılan sorgulamada ‘’dinler barışın övgüsündedir, insanları şiddetten kaçınmaya çağırırlar’’ gibi çok sıradan (ve her zaman doğru olmayan) söylemlerin dışında kalınmıştır ve kalınacaktır.

Ayrıca, tekrar altını çizelim; diğer iki büyük din bir anlamda düşünsel düzeyde varlıklarını doğurgan ve bereketli analarına, Yahudiliğe borçlu olduklarından bu din, araştırmanın temel hareket noktasını oluşturmuştur.

 

Bu kısa hatırlatmadan sonra devam edilebilir.

Tora’nın ilgili bölümleri dikkatle okunduğunda dahi görülebilecek olanları biz yine de Römer’in 1 analitik çözümlemelerinden de yararlanarak okumaya çalışacağız: Tanrı İbrahim’e daha sonra çocuklarına ve tüm soyuna bırakılmak üzere belli sınırlar içindeki bir toprağı vaat edecektir. Açıktır ki toprak mülkiyeti sadece tanrıya ait olduğu için İbrahim’e bırakılacak olan, toprakların “hukuki deyimle,  kullanım hakkından ”ibarettir.

Kendine özgü efsunlu ve dolambaçlı dili ile “Tekvindeki” bu anlatıda üç tane önemli noktanın vurgusu yapılacaktır. Önce, işaret edilen mülkiyet sorunudur altının çizilmesi gereken. İkinci ve konumuz açısından önemli olan, İbrahim’in bu şekilde kuzeydeki ve güneydeki halklarla yakınlaşmasının, ilişki kurmasının beklenmesidir. Nihayet üçüncü ve son derece önemli olarak, kutsalın İbrahim’in soyunu işaret etmesidir.

Soy devamlılığına vurgu yapılarak, İbrahim’in kimliği etrafında etnik yaklaşımlı bir kimlik örülmeye başlanacaktır artık. Yahudilik tanımlanmasında ilk önemli unsur olan etnisite (kan bağı) böylece gün yüzü görmüş olacaktır. Dikkat etmek gerekiyor; etnik vurgu dinsel olandan önce gelecektir kutsal anlatıda. Öyle ise Yahudiliğin tarihsel olarak uç vermesinde de, tanımlanmasında da ilk kriter kan veya soy bağı olacaktır.

Bunları belirttikten sonra Yahudiliğin zaman içinde diğer din ve halklarla etkileşimi açısından önem taşıyacak olan çok önemli bir gelişmenin belirtilmesi gerekecektir: İbrahim, çıkarıldığı (tanrı tarafından) yolculuk sırasında, Salem’li        (Jerusalem) Kenani kralı ile karşılaşacaktır. Kutsal kitap nedenini açıktan belirtmezse de “tanrının bu en büyük kahini” İbrahim’i kutsayacaktır. İlginçtir, buradaki tanrının ismi El Elyon’sa da bir diğer ismi daha sonra karşılaşılacak olan Yunanlıların Hypsistos’u 2 olacaktır.

Gerçekten de İbrahim’e de, bu tanrıya da daha sonra hem Fenikelilerde hem Babil ‘de, hem Helen diyarındaki muhtelif söylencelerde rastlanacaktır. Buradan İbrahim’in tüm bölge halkı tarafından tanınan, sayılan, efsanevi bir kişiliği olduğunu söylemek, doğru olacaktır.

İbrahim’in bu kişiliği ile M.Ö 50’lerde yaşamış Yunan tarihçi Strabon’ dan bu konuda edindiğimiz bilgi birleştiğinde ortaya bu kez Yahudilik dininin yorumu açısından da önem taşıyacak ipuçları çıkacaktır: Şöyle yazacaktır tarihçi: ”Yahudilerin tanrıları tektir. Bu tüm toprakları ve denizleri çevreleyen bir varlıktır. Gök ve toprağa, her şeyin içinde var olanı, asıl olanı eklerseniz onların tanrılarına ulaşmış olursunuz.”

Çelişkisiz, gerginliksiz ve gel gitsiz olmamakla birlikte, İbrahim’de dikkati çeken herhangi bir halkın dışlanmamasıdır. Tanım ayrılık kriteri üzerinden değil birleştiricilik ölçütü üzerinden yapılacaktır. İnsanlığın tümünü aynı sonsuzluğun içinde kucaklamaktır hedeflenen.

Ama artık asıl varılmak istenen ortaya çıkmıştır: Önce etnik bir payda üzerinden tanımlanmaya başlanan Yahudiliğe ancak daha sonra-önceleri evrensel yanı  ağır basan – dinsel öğe eklenecektir. Önce etnik ile belirlenen kimliğe daha sonra adet, gelenek, kısaca dinsel unsur eklenecektir.

İbrahim gizemli kişiliği ile kutsalın söyleminde ve halkın söylencesinde Yahudiliğin etnik ve dinsel kimliklerini birbirinin içinde kaynaştıran efsanevi bir lider olacaktır.

Rembrandt-Main

Göklerin elçisi yer üstü önderliğine de soyunduğunda…

Çok tanrılı dönemlerde, paganlığın egemenliğinde var olmak bir anlamda din savaşlarının uzağında yaşamak da olacaktı. Tanrılar, ihtiraslarına yenik düşüp kendi aralarında savaşsalar bile insanların onlar için, şehit olmaları pek beklenmeyecekti. Bu niteleme pek bilinmeyecekti bile henüz.

Din o dönemlerde sosyal ve ekonomik ilişkileri kolaylaştıran bir düzenlemeler bütünü idi olsa olsa.

Dinin, kutsalın, siyasallaşması beklenecektir yer üzerinin kan kızılına boyanmasında yeni bir neden bulmak için.

Monoteist kaynaklı kıskançlıkla başlayacak olana, yer üzerini tek başına yönetmek ihtirasının eklenmesi beklenecekti.

Göksel kaynaklı yasa ihtirasla yer üzerini yönetmeye talip olacaktı.

Yer üzerinde yasa yapmanın tek amacı vardır; insanları yönetmek tutkusudur bu. Yasaya uymak zorunlu olacaktır böylece, uymayan tecrit edilecektir, toplum dışına sürülecektir, yetmezse öldürülecektir. Yasa koyucu toplumu koruduğunu ilan etse bile nefret ve öç alma duygularının da burada büyük rol oynadığı açıktır.

Göklerin otoritesi yerin mutlak hakimi olduğunda gücü sonsuz olacaktır.

Musa, Sinay’dan indiğinde (daha önce altı çizildi) kızgınlık ve öfke ile bağıracaktır. Yüzü yanmıştır adına konuştuğu tanrısı ile karşılaşmasında. Elinde yer üstü yaşamını düzenlemek üzere tuttuğu “tanrı emirleri” ile kendisini bekleyen halkına şöyle haykıracaktır: “Benden yana olmayanlar çöle”

Uygarlık tarihi son derece önemli bir dönemeçtedir. Daha önce sosyal hayatı  düzenleyebilen din siyasallaşmıştır.Yer üzerinin yönetimine taliptir ve bunu kimseye sormayacaktır.

Din artık bir birleştirme unsuru oluğu gibi ayrıştırma unsurudur da. Yasaya uymayan çöle sürülecektir. Artık Yahudi olmak için İbrahim‘in etnik – dini kriterleri geçerli olmayacaktır. Dini referans bu kez öncelikle etnik olan ile değil yasal olanla birleşecektir.

Yahudi olan “seçilmiş olandır”, seçilmiş olan yasaya uyandır. Uymayan Yahudi değildir. Yasa çünkü en büyük kutsala aittir. Yasa politik olanı belirleyendir. Kutsal da artık yasayı belirleyendir.

Musa din ile yasayı birleştirerek gök ile yerin sınırını kaldıracaktır.

Yolunu İbrahim‘den ayıracaktır artık.

“Gruba ait olmayı belirleyen” artık din- etnik birlikteliği değil, din- siyaset bütünüdür. Din siyasallaşmıştır. Üstelik gücünü tabi olanın yaşadığı yer üzerinden değil, artık İbrahim‘in ki gibi kapsayıcı olmayan gökyüzünden alacaktır.

Bugün çok iyi bilinen şehadet meşrulaşmıştır artık. Çılgıncasına sevilen, kıskanılır ve uğrunda ölüp öldürülebilen olacaktır.

Siyasetin örgütü devlet, şiddet için vardır zaten ve tehlikeli bir dönemece doğru sürüklenecektir insanlık.

Siyaset dahi tartışılır olmaktan çıktığında ufuk tümden kararmayacak mıdır?

İki büyük din annelerinin rahminde dikkatle izlemektedir olanı biteni.

Onlar daha da büyük ihtirasla seveceklerdir kıskandıklarını.

 

 

Tartışmaya devam edeceğiz…

 

 

Dipnot:

1 . Thomas Christian Römer: (D.T. 1955) Alman kökenli, İsviçre’li bilim adamı, filolog ve

profesördür. İlahiyat çalışmalarıyla tanınmıştır.

2. Hypsistos: Yunanlılarda soyut Tanrı inancı. (Dileyen bu konu ile ilgili daha önceki yazılara göz atabilir.)

 

20 Şubat 2019 tarihinde Şalom gazetesinde yayımlanmıştır.

Hakkında

Metin Sarfati İstanbul’da doğdu. Toplumsal sorunlara ilk ilgisi okuduğu Galatasaray Lisesi’nde oluştu. İstanbul Üniversitesi “İktisat Fakültesi’nde” Yüksek Lisansını tamamladıktan sonra akademik yaşamına ara verdi. Daha sonra yine İstanbul Üniversitesi “İktisat Fakültesi’nde” Doktorasını tamamladı. Doçentlik ünvanını Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Fransızca Kamu Yönetimi bölümünde “İktisadi Düşünce Tarihi” alanında aldı. Aynı bölüme Profesör olarak atandı. Görev süresi boyunca Fransa’nın çeşitli Üniversitelerinde -burslu, burssuz- olarak bulundu, “davetli öğretim üyesi”, “professeur invité” olarak ders verdi. Disiplinler arası bir yaklaşım: Fiziki gerçeklik gibi insan ve topluma ait realite de son derece komplekstir. Tek bir disiplinin boyutları içinde kavranabilmesi çok güç, hatta imkansızdır. Yazar buradan hareketle merceği altına alacağı insan ve toplumu multi-disipliner bir yaklaşımla irdeleyecektir. İktisadi düşünce tarihi ona bu konuda aradığı araçları verecektir. Bu anlamda kendini iktisatçı olmaktan çok ekonomi politikçi olarak niteleyecektir. Bu tercih onun çalışmalarını Leon Walras’ın “saf bir bilim olarak iktisat” tanımının ötesinde geniş bir alanda yürütmesine imkân sağlayacaktır. Ekonomi politik tanımı itibariyle kompleks olanı, realiteyi öncelikle felsefenin ve hemen ardından tarihten psikolojiye oradan estetiğe çeşitli disiplinlerin katkısı ile aramasına imkân sağlayacaktır. Ama tabii ki asıl çıkış noktası insan bilimlerinin ilk yoğurulduğu alan olan edebiyat olacaktır. Edebiyata ve tarihe bakmak toplum bilimciye hem sonsuz bir hazine sağlayacak hem de onu donmuşluğun ve dogmacılığın kolaylığından kurtaracaktır. Yayımlanmış Eserleri Kitaplar • Uygarlığın Bunalımı: Psikanalizin ve İktisadın Kavşağında Bir Analiz Denemesi (2014) • Ekonomi Politiğin İnsanı Kim’dir? (2010) Ortak Kitaplar • Liberalizmi Yeniden Düşünmek (2016) • İktisat Sadece İktisat Değildir (2015) • Edebiyattaki İktisat (2014) • İktisatta Bir Hayalet: Karl Marx (2012) • İktisatta Yeni Yaklaşımlar (2011) • “Darwin ve Evrimsel İktisat Sempozyumu” (2011) • Görünmez Adam Smith (2010) • Tarabya Çalışmaları (2009) Ortak İngilizce Kitap • The Science And Education At The Beginning Of The 21st Century In Turkey, Volume 3 (2013) Türkçe Makalelerden Bazıları • Bir “Kentin ve Bilgesinin” Bugüne Dersleri (2017) • Nihilizmin Dönüşümü mü? III (2016) • Nihilizmin Dönüşümü mü? II (2016) • Nihilizmin Dönüşümü mü? I (2016) • Kemer Sıkmaya Hayır. Ama…III (2016) • Kemer Sıkmaya Hayır. Ama…II (2015) • Kemer Sıkmaya Hayır. Ama…I (2015) • Savaş-Terör-Şiddet-Yalnız İnsan ve Ötesi (2015) • İstekten Arzuya veya Arzunun Kıskacında (2015) • Bir Ütopya Olarak İktisatta Çoğulculuk veya “Ekonomi ve Toplum” (2015) • Rousseau’nun Ütopyası (2015) • Zenginlik, Lüks ve Erdem Üzerine (2015) • Bir Fobinin Düşündürdükleri (2014) • Etiksiz Kalmış İktisat Şiddet Üretiyor mu? (2014) • Haziran-Temmuz’un Anımsattıkları veya Romantizmin Hüznü (2014) • Siyasetin Gerçeği-Etiğin Ütopyası (2014) • Smithyen Liberalizmden Hayekyen Neoliberalizme veya İnsanlık Durumu (2014) • “Eros Thanatos’a mı Koşuyor?” (2014) • Rousseau’da Kötünün ve Ekonomi Politiğin Anlamı (2013) • Eros-Thanatos Sarmalındaki Uygarlık veya Freud’la Keynes’in Yanılgısı (2013) • Anın, Şiddetin ve Hızın Egemenliğindeki İnsan (2013) • İktisat, Şiddet ve Hız (2013) • Yeryüzünün İktidarı İnsana Devrolurken veya Ekonomi Politiğin Anlamı (2013) • İktisatın Dünyasında Ahlak Felsefesine Gerek Yok mu? (2013) • Disiplinler Üstü Bir İktisatçı, Yaşamını Yitirdi (2012) • “An” “Zamana” Karşı (2012) • “Hız’a ve Şiddete” Övgü! (2012) • Keynes “Temkine ve Tasarruflu” Davranışa Niye Karşıydı? (2012) • “İktisadın Gizemi, İktisadın Geleceği” (2012) • Marx, Marxizm ve “Yahudilik Sorunu” (2011) • Spinoza - Smith ve İktisat Teorisinin Kısa Bir Eleştirisi (2011) • Marjinalist Dönüşüm ve Bugünün Dünyası (2010) • Smith Darwin’i Etkilemiş midir? (2010) • Reel ile Sürreelin Kavşağında, Kriz (2010) • Krizin “Fırsatları” (2010) • Genelde “Felsefe-Ekonomi Politik”, Özelde “Estetik-Ekonomi Politik” Düzeylerinin Etkileşim ve Belirlenme Süreçleri (2010) • İktisat “Borçlu Uygarlık veya Maurice Allais” (2010) • Ekonomi Politiğin İnsanı Çıkardan mı İbarettir? (2009) • Hume – Smith Sürecinde Birey – Toplum Geçişliliği Sağlanabilmiş midir? (2009) • İktisadın Etiği (2009) • Ekonomi “Saf Bilime” Dönüştürülürken (2009) • Krizin Düşündürdükleri (2009) • Ekonomi Politiğin İnsanı Kim’dir? (2009) • Bu Kriz Kimin Krizi? (2009) • Görünmeyen El Metaforu (2008) • Klasikler, İktisat ve Ahlak (2007) • Üniversite ve İktisat Eğitimini Yeniden Düşünmek (2007) • Zor Bir Beraberlik : Rasyonalite ve Demokrasi (2007) • Smith’te Bütünlük Sorunu (2007) • İktisadi Düşünceler Tarihinin Önemi (2007) • Rasyonalite ve Neoklasik Kuram (2005) • Rasyonalite-Homo Economicus ve Klasikler (2004) • Tobin Vergisi (2003) • Finansın Liberalizasyonu (2003) • Büyüme Devam Edecek mi? (2003) • Ekonomi ve Savaş (2003) • Sürdürülebilir Bir Gelişme Mümkün mü? (2002) • Fransız Ekonomisinde Resesyon Sorunu (2001) • Latin Amerika’nın Gündemi: “Dolarizasyon” (2001) • İktisat “Bilimi” Üzerine Tartışma (2001) Fransızca Makalelerden Bazıları • L’influence de la “Pensee de List” sur la “Turquisation de l’économie” dans la Jeune Republique Turque (2014) • Spinoza – Smith et Une Critique de la Théorie Économiqué (2012) İngilizce Makalelerden Bazıları • Freudian Keynes : Spending Man and Spending State (Sevinç Orhan & Metin Sarfati 2015) • Marginalist Tranformation and Today’s World (2010) Denemelerden Bazıları • An Ebedileşirken Sanallaşan Gerçeklik veya Trump’ın Tweetleri (2017) • İktisadi Büyüme Neden İstenir? (2017) • Uzun Sürmüş Bir Yaz (2016) • Filler, Zebralar ve Ötesi (2016) • İklim Değişikliği Asya’nın Büyük Su Kaynağını Yok Ediyor (2015) • Fanatizm, Şiddet ve “Bernard Amca” ve Ötesi (2015) • Jaurés’i Niçin Öldürdüler? (2014) • Şiddet, Şiddet, Şiddet (2014) • Kristal Gecesi (Kristallnacht) veya Nefretin Oluşturulması (2013) • İş Aramıyor musunuz? (2013) • Zenginleşme - Özgürleşme Özdeşliği Yanılgısına Dair (2014) • “Gösteri Toplumu Yazarını Yitireli 19 Yıl Oldu” (2013) • Fukuşima veya Uygarlığın Bunalımı (2013) • Kim Demiş “Mutluluk Parayla Olmaz” Diye? (2013) • La Bruyére’den Molière’e İnsan Tabiatının, Smithyen Ekonomi Politikteki Yeri ve Anlamı Üzerine Bir Deneme (2012) • “Uyuşturucu Kullanma”manın Yararları Üzerine (2010) • Bu Kriz Kimin Krizi (2010)

Tüm Yazılar kategorisine gönderildi