Bir Eksikliğin Bunalımı – 4

“Eskiler nasıl yaşarlardı”

42144600_1886007778184592_3844811571842777088_n

Çekirgeler, doymak için her şeyi yuttuk ve herşeyi yok ettik
André Gide

Bir entelektüelin portresi

Kendini bir “huzursuzluk kaynağı” olarak tanıtacaktır 20. Yüzyılın dev yazarı André Gide. ”Ortalığa endişe salmak benim işimdir” diyecektir kendisi için. Aslında kendi portresinde entelektüeli tanımlayacaktır: Önceleyen, huzursuz eden ve yerleşik olanı, geleneksel olanı, inançları sarsandır bu kişi. Düşüncenin sınırsızlığında ortalama insanı ters yüz edendir o. Alışılanı yıkan, insanı yeni ufuklara doğru yola çıkarandır. Bunun heyecanını kalabalıklara verebilendir. Maimonides’ın dediği gibi önemli değildir hedefe varılıp varılmaması; yola çıkmak, çıkarmak dahi yeteri kadar baş döndürücüdür. Bunun için entelektüel ortalama insanı huzursuz edecektir, endişeye sevk edecektir, canını yakacaktır kısaca. O da mesela Spinoza gibi kalabalıklar tarafından dışlanacaktır, göze alabilecektir bunu, hatta canından olmayı bile.

İşte Gide onun için büyük entelektüel olacaktı. Gelen çağı önceleyecekti. Bugünün insanını anlatacaktı yüz yıl öncesinden. Nietzsche’nin deyişi ile “kaçınılmaz olarak gelecek olanı” anlatacaktı.

Genel olarak insanlığın ama özel olarak da bu topraklar üzerindeki Yahudilerin durumunu anlatacaktır sanki kimi satırlarında. Örneğin şu cümlelerdeki portre tanıdık gelmeyecek midir herkese:

“Uyandığımda bütün isteklerimi çılgınca susatacak nasıl bir rüya görmüş olmalıyım ki” diye soracak ve devam edecektir:
“İsteklerimiz ve can sıkıntımız arasında endişemiz büyüyor. Ey istek beni hiç rahat bırakmayacak mısın? Acılarımı nasıl dindireceğimi biliyorum, maalesef zevklerimi nasıl tatmin edeceğimi bilmiyorum.”

Gide bu satırlarla yatağında dört dönen, biraz sükûnet arayan ama uykuya bile dalamayan bir hastayı, hazzının doruğunda tatminsizliğin derin kuyularında acı çeken insanı anlatmıyor mu?

Bütün bir yaşamını hazzının önüne atan ona köle olan, ona tutsak olan, bu şekilde özgürleştiğini sanırken köleleşen bizler değil miyiz?

Felsefenin görevi

Modern zamanlarda, derinliğine bakıldığında, aslında felsefenin de entelektüelin de görevi insanı istekten kurtarmak olacaktır. Entelektüelsiz ve filozofsuz toplumun ise bu amaç için yola çıkışı bile kuşkulu olmayacak mıdır? Bu durumda hazzının içinde bir türlü yakalayamayacağı tatminin depreşik ve tehlikeli ruh halinden kim kurtaracaktır insanı? Bu ruh hali onu ve toplumu tehlikeli serüvenlere ve saldırganlıklara sürüklemeyecek midir?

Tanrılardan, her tuttuğunu altına çevirmesini dileyip sonunda duasına kulak kabarttıklarında, kollarında tuttuğu sevgilisinin altından bir heykele dönüşmesinin acısını anlatan Midas efsanesini herkes bilir. Ama kimse bilincine yerleştiremez sanki bu öyküyü.

Arzunun tutsaklığında çekilebilecek acıyı anlatacak olan, bilince yerleştirecek olan filozoftur, entelektüeldir.
Entelektüelsiz kalmış bir toplumun insanı tek boyutlu bugünün yaşamında, kendini tüketen ve acı çeken olmaya aday olacaktır.

“Eskiler nasıl yaşarlardı” veya eski İsraillilerin ve Yunanlıların adetleri üzerine

Modernitenin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanmadığı bir toplumda onun düşünsel yapısından çok sonuçları ile ilgilenilmesi kaçınılmazdır. Bu topraklar üzerinde de modernleşme kaçınılmaz bir şekilde böyle algılanacak, tüketim biçimindeki bir değişiklik olarak düşünülecektir. Buranın sakini yahudiye de benzer bir anlayış egemen olacaktır. Hatta batıda, kendisine, yoksul kardeşlerine, el uzatan Yahudiler sayesinde bu süreçte kendisinin daha da farklı ve önemli olduğunu düşünecektir. Batıdan kopyaladığı tüketim biçiminin modernleşme olduğuna bütün kalbiyle inanıp ona hapsolacaktır. Varlık nedenini neredeyse bu “yeni “tüketim biçiminde bulacaktır.

”Eski” kelimesinin bu durumda küçümsenmesinden, dudak büktürmesinden doğal bir şey olmayacaktır. Yahudi toplumunun aynı zamanda geleneklerine, dinsel inançlarına fazlası ile düşkün olduğu ve bunların da yeteri kadar “eski oldukları“ düşünüldüğünde, eski zamana bakmaktan kaçınmaması gerekecektir. Az bir olasılık olsa da, belki kutsal kitabın fanatik bir ritüeller toplamı olmaktan başka bir anlam taşıyabileceği de düşünülecektir o zaman. Örneğin “Eski İsraillilerin” adetlerine kuşbakışı bir göz atıldığında, istenildiğinde atalarımız diyerek övülenlerin yaşam felsefelerinin bugünün radikal bir eleştirisi olduğunu görmek şaşırtıcı olacaktır bu toplum için.

Claude Fleury’nin “basit ve samimi bir politik model oluşturan İsraillilerin adetleri üzerine “isimli derlemesinden öğreniyoruz ki; İlk İbrani peygamberlerin döneminde yaşam sade ve gösterişsizdi. Kutsal kitapta adı geçen kişiler özellikle sade olmaya çalışırlardı. İhtiyaçlar, gerçek olanlarla sınırlıydı. Henüz moda, yani geçici olan, gereksiz olan, insanları teslim almamıştı. Örneğin o dönemde elbiseler genişliğine, bütün bedeni kavrayan büyük kumaş parçalarından ibaretti. İsa’nın tek parça kumaş elbisesi bu sadeliğin güzel bir örneği olarak düşünülebilecektir. Gerçekten de giysinin insanın bedenini sarmaktan başka bir işlevi olmadığı düşünülürdü o zaman. Bir giysinin belli değişikliklerden sonra güzel ve rahat, kullanışlı bir haline ulaşılmışsa artık değişikliğe gerek olmadığı sonucuna varılırdı. Böylece tüccarların, bezirganların kendi çıkarları için yapacakları kışkırtmaların önü alınmış olacaktı. Lüks ve gösteriş olumsuzlanırdı. İşaya’dan zaten biliyoruz ki, Sion kızları güzel ve lüks giyinmek istediklerinde peygamber tarafından Suriyeli kızlara benzetilerek eleştirileceklerdi.

Yine öğreniyoruz ki, sabahtan itibaren yemek yemek ayıplanan bir şeydi ve bütün gün çalışıp yorulduktan sonra yemek yenirdi. Yemeklerin de sadeliği önemliydi.
Bu sadelik ve basitlik övgüsünün kimileyin eski Yunanlılar ve Romalılarda da yapıldığını görüyoruz. Platon ‘un Devlet’ in den Homer’e kadar hazzın eleştirisi ve sadeliğin övgüsüne sıkça rastlanacaktır. Xenophon, “economique” inde ayrıntılı bir şekilde sadeliğe övgü yaparken gereksizliği ve lüksü eleştirecektir.

Entelektüelsizliğin bunalımı fark edilmediğinde

Daha önce söyleneni tekrar etmek gerekiyor. Tatminsizlikte haz arayan pusulasız kalmış bir görüntü hakim insanlığa. Tek uyaran entelektüel. Bu topraklardaki yahudi, izah edildiği gibi entelektüelden mahrum yaşadı. Tarihsel nedenleri var bunun ama sonuç değişmeyecektir.
Ne Mendelson’u, ne de Marx’ı oldu bu topraklardaki Yahudi toplumunun. Gide’in dediği gibi “doymak için her şeyi yutmak zorunda”. Kutsalın yorumcuları da dini sadece ritüel fanatizminden ibaret gördüklerinde topluma derinliğine hakim arzuyu ve lüksü eleştirecek kimse kalmayacaktır.

Entelektüelsiz toplum hazzın gösterişinde tatmin arayacaktır. Düşünceyi küçümseyecektir. Bu da entelektüelin yeşereceği topraklar tümden çoraklaşacaktır.

Toprak bir ürünü yetiştirmeyi unuttuğunda ondan vazgeçmek mi gerekecek diye bir soru düşmüyor değil akla doğrusu.

20 Eylül 2018’de Şalom gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Hakkında

Metin Sarfati İstanbul’da doğdu. Toplumsal sorunlara ilk ilgisi okuduğu Galatasaray Lisesi’nde oluştu. İstanbul Üniversitesi “İktisat Fakültesi’nde” Yüksek Lisansını tamamladıktan sonra akademik yaşamına ara verdi. Daha sonra yine İstanbul Üniversitesi “İktisat Fakültesi’nde” Doktorasını tamamladı. Doçentlik ünvanını Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Fransızca Kamu Yönetimi bölümünde “İktisadi Düşünce Tarihi” alanında aldı. Aynı bölüme Profesör olarak atandı. Görev süresi boyunca Fransa’nın çeşitli Üniversitelerinde -burslu, burssuz- olarak bulundu, “davetli öğretim üyesi”, “professeur invité” olarak ders verdi. Disiplinler arası bir yaklaşım: Fiziki gerçeklik gibi insan ve topluma ait realite de son derece komplekstir. Tek bir disiplinin boyutları içinde kavranabilmesi çok güç, hatta imkansızdır. Yazar buradan hareketle merceği altına alacağı insan ve toplumu multi-disipliner bir yaklaşımla irdeleyecektir. İktisadi düşünce tarihi ona bu konuda aradığı araçları verecektir. Bu anlamda kendini iktisatçı olmaktan çok ekonomi politikçi olarak niteleyecektir. Bu tercih onun çalışmalarını Leon Walras’ın “saf bir bilim olarak iktisat” tanımının ötesinde geniş bir alanda yürütmesine imkân sağlayacaktır. Ekonomi politik tanımı itibariyle kompleks olanı, realiteyi öncelikle felsefenin ve hemen ardından tarihten psikolojiye oradan estetiğe çeşitli disiplinlerin katkısı ile aramasına imkân sağlayacaktır. Ama tabii ki asıl çıkış noktası insan bilimlerinin ilk yoğurulduğu alan olan edebiyat olacaktır. Edebiyata ve tarihe bakmak toplum bilimciye hem sonsuz bir hazine sağlayacak hem de onu donmuşluğun ve dogmacılığın kolaylığından kurtaracaktır. Yayımlanmış Eserleri Kitaplar • Uygarlığın Bunalımı: Psikanalizin ve İktisadın Kavşağında Bir Analiz Denemesi (2014) • Ekonomi Politiğin İnsanı Kim’dir? (2010) Ortak Kitaplar • Liberalizmi Yeniden Düşünmek (2016) • İktisat Sadece İktisat Değildir (2015) • Edebiyattaki İktisat (2014) • İktisatta Bir Hayalet: Karl Marx (2012) • İktisatta Yeni Yaklaşımlar (2011) • “Darwin ve Evrimsel İktisat Sempozyumu” (2011) • Görünmez Adam Smith (2010) • Tarabya Çalışmaları (2009) Ortak İngilizce Kitap • The Science And Education At The Beginning Of The 21st Century In Turkey, Volume 3 (2013) Türkçe Makalelerden Bazıları • Bir “Kentin ve Bilgesinin” Bugüne Dersleri (2017) • Nihilizmin Dönüşümü mü? III (2016) • Nihilizmin Dönüşümü mü? II (2016) • Nihilizmin Dönüşümü mü? I (2016) • Kemer Sıkmaya Hayır. Ama…III (2016) • Kemer Sıkmaya Hayır. Ama…II (2015) • Kemer Sıkmaya Hayır. Ama…I (2015) • Savaş-Terör-Şiddet-Yalnız İnsan ve Ötesi (2015) • İstekten Arzuya veya Arzunun Kıskacında (2015) • Bir Ütopya Olarak İktisatta Çoğulculuk veya “Ekonomi ve Toplum” (2015) • Rousseau’nun Ütopyası (2015) • Zenginlik, Lüks ve Erdem Üzerine (2015) • Bir Fobinin Düşündürdükleri (2014) • Etiksiz Kalmış İktisat Şiddet Üretiyor mu? (2014) • Haziran-Temmuz’un Anımsattıkları veya Romantizmin Hüznü (2014) • Siyasetin Gerçeği-Etiğin Ütopyası (2014) • Smithyen Liberalizmden Hayekyen Neoliberalizme veya İnsanlık Durumu (2014) • “Eros Thanatos’a mı Koşuyor?” (2014) • Rousseau’da Kötünün ve Ekonomi Politiğin Anlamı (2013) • Eros-Thanatos Sarmalındaki Uygarlık veya Freud’la Keynes’in Yanılgısı (2013) • Anın, Şiddetin ve Hızın Egemenliğindeki İnsan (2013) • İktisat, Şiddet ve Hız (2013) • Yeryüzünün İktidarı İnsana Devrolurken veya Ekonomi Politiğin Anlamı (2013) • İktisatın Dünyasında Ahlak Felsefesine Gerek Yok mu? (2013) • Disiplinler Üstü Bir İktisatçı, Yaşamını Yitirdi (2012) • “An” “Zamana” Karşı (2012) • “Hız’a ve Şiddete” Övgü! (2012) • Keynes “Temkine ve Tasarruflu” Davranışa Niye Karşıydı? (2012) • “İktisadın Gizemi, İktisadın Geleceği” (2012) • Marx, Marxizm ve “Yahudilik Sorunu” (2011) • Spinoza - Smith ve İktisat Teorisinin Kısa Bir Eleştirisi (2011) • Marjinalist Dönüşüm ve Bugünün Dünyası (2010) • Smith Darwin’i Etkilemiş midir? (2010) • Reel ile Sürreelin Kavşağında, Kriz (2010) • Krizin “Fırsatları” (2010) • Genelde “Felsefe-Ekonomi Politik”, Özelde “Estetik-Ekonomi Politik” Düzeylerinin Etkileşim ve Belirlenme Süreçleri (2010) • İktisat “Borçlu Uygarlık veya Maurice Allais” (2010) • Ekonomi Politiğin İnsanı Çıkardan mı İbarettir? (2009) • Hume – Smith Sürecinde Birey – Toplum Geçişliliği Sağlanabilmiş midir? (2009) • İktisadın Etiği (2009) • Ekonomi “Saf Bilime” Dönüştürülürken (2009) • Krizin Düşündürdükleri (2009) • Ekonomi Politiğin İnsanı Kim’dir? (2009) • Bu Kriz Kimin Krizi? (2009) • Görünmeyen El Metaforu (2008) • Klasikler, İktisat ve Ahlak (2007) • Üniversite ve İktisat Eğitimini Yeniden Düşünmek (2007) • Zor Bir Beraberlik : Rasyonalite ve Demokrasi (2007) • Smith’te Bütünlük Sorunu (2007) • İktisadi Düşünceler Tarihinin Önemi (2007) • Rasyonalite ve Neoklasik Kuram (2005) • Rasyonalite-Homo Economicus ve Klasikler (2004) • Tobin Vergisi (2003) • Finansın Liberalizasyonu (2003) • Büyüme Devam Edecek mi? (2003) • Ekonomi ve Savaş (2003) • Sürdürülebilir Bir Gelişme Mümkün mü? (2002) • Fransız Ekonomisinde Resesyon Sorunu (2001) • Latin Amerika’nın Gündemi: “Dolarizasyon” (2001) • İktisat “Bilimi” Üzerine Tartışma (2001) Fransızca Makalelerden Bazıları • L’influence de la “Pensee de List” sur la “Turquisation de l’économie” dans la Jeune Republique Turque (2014) • Spinoza – Smith et Une Critique de la Théorie Économiqué (2012) İngilizce Makalelerden Bazıları • Freudian Keynes : Spending Man and Spending State (Sevinç Orhan & Metin Sarfati 2015) • Marginalist Tranformation and Today’s World (2010) Denemelerden Bazıları • An Ebedileşirken Sanallaşan Gerçeklik veya Trump’ın Tweetleri (2017) • İktisadi Büyüme Neden İstenir? (2017) • Uzun Sürmüş Bir Yaz (2016) • Filler, Zebralar ve Ötesi (2016) • İklim Değişikliği Asya’nın Büyük Su Kaynağını Yok Ediyor (2015) • Fanatizm, Şiddet ve “Bernard Amca” ve Ötesi (2015) • Jaurés’i Niçin Öldürdüler? (2014) • Şiddet, Şiddet, Şiddet (2014) • Kristal Gecesi (Kristallnacht) veya Nefretin Oluşturulması (2013) • İş Aramıyor musunuz? (2013) • Zenginleşme - Özgürleşme Özdeşliği Yanılgısına Dair (2014) • “Gösteri Toplumu Yazarını Yitireli 19 Yıl Oldu” (2013) • Fukuşima veya Uygarlığın Bunalımı (2013) • Kim Demiş “Mutluluk Parayla Olmaz” Diye? (2013) • La Bruyére’den Molière’e İnsan Tabiatının, Smithyen Ekonomi Politikteki Yeri ve Anlamı Üzerine Bir Deneme (2012) • “Uyuşturucu Kullanma”manın Yararları Üzerine (2010) • Bu Kriz Kimin Krizi (2010)

Tüm Yazılar kategorisine gönderildi